collapse

* Ana Menü


* Online Üyeler

  • Nokta Ziyaretçi: 38
  • Nokta Gizli: 0
  • Nokta Üye: 2
  • Nokta Çevrimiçi Üyeler:

* Sponsor Reklam


* İstatistikler

  • stats Toplam Üye: 13767
  • stats Toplam İleti: 10746
  • stats Toplam Konu: 2603
  • stats Toplam Kategori: 17
  • stats Toplam Bölüm: 131
  • stats En çok çevrim içi: 520

* Destekçilerimiz


A A A A
Gönderen Konu: BU DA BENİM ŞEHRİM KAYSERİ  (Okunma sayısı 7032 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı s.durdu

  • Tecrübeli
  • *
  • İleti: 95
  • Konu Sayısı: 14
  • Karma: 3
BU DA BENİM ŞEHRİM KAYSERİ
« : 02 Şubat 2008, 14:10:45 »


İlin yerel yönetimleri, İl Özel İdaresi, belediyeler ve köylerdir. İlde; 1 büyükşehir, 16 ilçe ve 52 kasaba belediyesi olmak üzere 68 belediye ile 392 köy bulunmaktadır.

23 Temmuz 2004 tarihinde yürürlüğe giren 5216 sayılı Büyükşehir Belediyeleri Kanunu ile Kayseri Büyükşehir Belediyesi'nin sınırları yeniden düzenlenmiştir. Daha önce 2 metropol ilçeden oluşan Kayseri Büyükşehir Belediyesi, yeni yasa ile 5 ilçe ve 19 alt kademe belediyesinden oluşmaktadır. Belediye ve köylerin ilçelere göre dağılımı aşağıda verilmektedir:

BELEDİYE VE KÖYLERİN İLÇELERE GÖRE DAĞILIMI
İLÇELER BELEDİYE
 KÖY
 
Büyükşehir
 1
 -
 
Kocasinan
 10
 20
 
Melikgazi
 8
 1
 
Akkışla
 3
 5
 
Bünyan
 9
 25
 
Develi
 5
 45
 
Felahiye
 3
 9
 
Hacılar
 1
 2
 
İncesu
 3
 8
 
Özvatan
 2
 4
 
Pınarbaşı
 3
 115
 
Sarıoğlan
 6
 19
 
Sarız
 2
 35
 
Talas
 6
 12
 
Tomarza
 3
 46
 
Yahyalı
 2
 28
 
Yeşilhisar
 1
 21
 
TOPLAM 68
 392
 

 

BÜYÜKŞEHİR İLK KADEME BELEDİYELERİ
S.NO
 BELEDIYENIN ADI
 ESKI İLÇESI
 S.NO
 BELEDIYENIN ADI
 ESKI İL ÇESI
 
1
 Gesi 
 Melikgazi
 11
 Ebiç
 Kocasinan
2
 Gürpınar
 Melikgazi 12
 Başakpınar
 Talas
3
 Hisarcık
 Melikgazi 13
 Kepez
 Talas
4
 Kıranardı
 Melikgazi 14
 Erciyes
 Talas
5
 Mimarsinan
 Melikgazi 15
 Zincidere
 Talas
6
 Turan
 Melikgazi 16
 Kuruköprü
 Talas
 
7
 Erkilet
 Kocasinan
 17
 Kızılören 
 İncesu
 
8
 Mahzemin
 Kocasinan 18
 Süksün
 İncesu
 
9
 Güneşli
 Kocasinan 19
 Büyükbürüngüz
 Bünyan
 
10
 Kuşçu
 Kocasinan   

 

MAHALLEYE DÖNÜŞEN KÖYLER
ADI ESKİ İLÇESİ ADI ESKİ İLÇESİ
1. Bağpınar Melikgazi 17. Hasanarpa Kocasinan
2. Güzelköy Melikgazi 18. Kemer Kocasinan
3. Kayabağ Melikgazi 19. Vatan Kocasinan
4. Özlüce Melikgazi 20. Karahöyük Kocasinan
5. Tavlusun Melikgazi 21. Salur Kocasinan
6. Yeşilyurt Melikgazi 22. Gömeç Kocasinan
7. Küçükbürüngüz Melikgazi 23. Dadağı Kocasinan
8. Subaşı Melikgazi 24. Hürmetçiçiftliği Hacılar
9. Akçatepe Kocasinan 25. Dokuzpınar İncesu
10. Kızık Kocasinan 26. Sarıkürklü İncesu
11. Boyacı Kocasinan 27. Örenşehir İncesu
12. Akin Kocasinan 28. Çardaklı İncesu
13. Elagöz Kocasinan 29. Cebir Talas
14. Buğdaylı Kocasinan 30. Akçakaya Talas
15. Oymaağaç Kocasinan 31. Çatakdere Talas
16. Yazır Kocasinan 32. Yazılı Talas

 

B.ŞEHİR'DEKİ ORMAN VE ORMAN BİTİŞİĞİ KÖYLER
ADI İLÇESİ ADI İLÇESİ
1. Emmiler Kocasinan 6. Sakarçiftliği Hacılar
2. Boğazköprü Kocasinan 7. Karpuzsekisi Hacılar
3. Çevril  Kocasinan 8. Saraycık İncesu
4. Molu Kocasinan 9. Yazyurdu İncesu
5. Taşhan Kocasinan   

DOST MU İSTERSİN...ALLAH YETER..DÜŞMANSA NEFSİN YETER..

Çevrimdışı s.durdu

  • Tecrübeli
  • *
  • İleti: 95
  • Konu Sayısı: 14
  • Karma: 3
BU DA BENİM ŞEHRİM KAYSERİ
« Yanıtla #1 : 02 Şubat 2008, 14:11:48 »
Kapuzbaşı Şelaleleri, Hacer Ormanı, Yedigöller 17.08.2007
Kapuzbaşı Şelaleleri, Hacer Ormanı, Yedigöller


Yahyalı ilçesine yaklaşık 80 Km uzaklıkta bulunan Hacer ormanları 18 bin hektar alanı kapsamakta ve Yahyalı Orman İşletme Müdürlüğüne bağlı ormanlardır.

Orta Toroslar üzerinde bulunan Demirkazık dağının güney ve doğuya uzanan kolları üzerinde yer alan bu ormanlar, Zamantı ırmağı istikametine uzanan 600-2000 m rakımlarında sürekli kar mıntıkası halindedir.

Yedi göller adı ile bilinen mevkide irili ufaklı yedi adet göl bulunmaktadır. Yahyalı’ya 80 km uzaklıkta bulunan bu göllerin en büyüğü Direk gölüdür. 3150 m rakımda yer alan göllerin derinliği bilinmemekle beraber, bu göller kar ve buzul suları ile beslenmektedir.

Yedi göllerden yaklaşık 10 km doğuda bulunan Soğukpınar ise 1700 m rakıma sahiptir. Buradaki ormanlık alan ise 687 Ha civarındadır.

Kapuzbaşı şelalelerinin bulunduğu mevkii ile Soğukpınar arası 18 km’dir. Kapuzbaşı şelaleleri, Yahyalı ilçesinin Küçükçakır köyünün kuzeyinde bulunan Ensenin tepesinde yer almaktadır. Yahyalı’ya 55-65 km uzaklıktadır ve ulaşım iki ayrı yoldan sağlanmaktadır. Yollardan birisi Yahyalı-Dikme-Çamlıca-Ulupınar-Kapuzbaşı güzergahıdır. Bu yol 65 km’dir. Diğeri ise Yahyalı-Dikme-Delialiuşağı-Yeşilköy-Balcıçakırı-Kapuzbaşı güzergahıdır. Bu yol ise 55 km’dir.

Kapuzbaşı şelaleleri irtifa akışı itibariyle Uganda’da bulunan Victoria çağlayanı (100 m) hariç, ABD’de bulunan Niagara’dan (55 m), Finlandiya’da bulunan İmatra’dan (25 m), Erzurum’daki Tortum’dan (50 m), Antalya’da bulunan Düden’den (25 m) ve Manavgat’tan (5 m) daha büyüktür. Şelalelerin aktığı yerin rakımı 700 m’dir. Aladağ’ın zirvelerinde bulunan kar ve buzul suları ile beslenmektedir.

Yeşilköye 3 km uzaklıkta ziyaret mevkiindeki şelaleler ise Antalya Düden şelalesi ile benzerlik göstermektedir. Zamantı ırmağının iki yanında ve ırmağın üzerini kapatan tabii bir köprünün baş kısmında yer alan bu şelalelerin büyüğü 20 m, küçüğü ise 10 m yüksekliğindedir
 


Çevrimdışı mihr_mardin

  • • Mehdi As Askeri •
  • Gelişmiş
  • *
  • İleti: 1402
  • Konu Sayısı: 241
  • Karma: 38
    • ... Herşey Benim Senin ve Sizin içiN....
BU DA BENİM ŞEHRİM KAYSERİ
« Yanıtla #2 : 02 Şubat 2008, 14:13:52 »
durdu abi kayseri hiç görmedim mevlam nasip ederse o güzelim şehrin içinde senş görmeyi nasip etsin inş..
paylaşımların daim olsun 

•ALLAH •ALLAH •ALLAH•

Çevrimdışı s.durdu

  • Tecrübeli
  • *
  • İleti: 95
  • Konu Sayısı: 14
  • Karma: 3
BU DA BENİM ŞEHRİM KAYSERİ
« Yanıtla #3 : 02 Şubat 2008, 14:16:24 »
Erciyes Dağı Genel Bilgiler  27.08.2007


3.916 metre yüksekliğe sahip Erciyes Dağı, bulutları delen zirvesi, tepesinden eksik olmayan karı ve insana ilahi duygular sunan azametiyle, Kayseri’nin sembolüdür.

Sönmüş bir “küme volkan” olan dağın, volkanik patlamaları günümüzden 30 milyon yıl önce başlamış. Erciyesden çıkan küller, rüzgarla kilometrelerce uzaklara taşınmış ve Hasan Dağı ile birlikte, Nevşehir, Ürgüp etrafındaki peri bacalarını oluşturmuş, Yüksek kısımları her mevsim karla kaplı olan Erciyes’in kuzeyinde bir kilometre uzunluğunda bir dağ buzulu vardır. Ayrıca dağın doruğunda bulunan Bizans rahiplerinin inzivaya çekildiği mağaralar, aynı zamanda kötü hava koşullarında dağcılar için de birer sığınaktır.

Dağcılık ve Kış Sporları alanında Türkiye’nin belli başlı merkezlerinden biri olan Erciyes, Kayseri’nin 30 Km. Güneyinde yer almaktadır. Erciyes kayak pisti dünyanın en iyi kayak pistlerinden birisidir.

Türkiye’nin en yüksek dağlarından olan Erciyes, Kayseri İli’nin güneybatısında tek bir kütle durumunda yükselmektedir. Erciyes’in doruğu genel görünümü ile bir kubbeyi andırmaktadır. Dağın sel yatakları ile derin biçimde yarılmış, yer yer üst üste kubbelerden ve sırtlardan oluşmuş doruklarında, kabaca doğu-batı doğrultulu bir sağrı uzanmakta ve bu sağrı üzerinde iki tepe bulunmaktadır. Bunlardan biri olan 3917 m. yükseklikteki Büyük Erciyes, aynı zamanda dağın doruğunu oluşturur. İkinci tepeyse bunun batısında yer alan Safrakaya tepesi ya da Küçük Erciyes’tir (2700 m.).

Erciyes Dağı’nın kuzey yamaçlarında, yükseklikleri 2200 ile 2700 m. arasında değişen birçok volkan tepesi sıralanmıştır. Bunların başlıcaları Belaşma, Yılbat, Karasığır, Lifos, Kepez ve Kefelik tepeleridir. Yine dağın bu kesimlerinde, lav akıntılarıyla oluşmuş birtakım kaya yığıntı alanları vardır. Sözkonusu yığıntılar, Peri kartını ve Selim kartını adıyla anılmaktadır. Erciyes dağı kütlesinin doğusunda yükseklikleri 1200-1700 m. arasında değişen başka volkan tepeleri yayılmıştır. Çarıktepe, Arkatepe, Un tepesi, Büyük Kızıltepe, Küçük Kızıltepe gibi kabartıların yer aldığı bu bölgede, asıl kütleden görece ayrı olan iki volkanik dağ daha vardır. Bunlar Ali Dağı (1871 m.) ve Yılanlıdağ’dır (1640 m.). Dağın güney ve batı yamaçlarında da Üçtepe, Evliya Dağı, Uçukdağ, Kırmızıtepe, Göktepe, Bozdağ, At Tepesi, Şeyharslan, Beşparmak, Karasivri, Karnıyarık gibi kartınlar ve tepeler sıralanmıştır. Erciyes Dağı’nın doğusunda yer alan ve dağdan Tekir Yaylası ile ayrılan Koç Dağı ise 2700 m. yüksekliktedir.

Erciyes, III. Zaman ortalarından başlayarak çeşitli dönemlerde etkinlik gösteren, lav ve tüf püskürten eski bir yanardağdır. Bu özelliği ile Erciyes Dağı türlü yaştaki volkanlardan oluşmuş bir küme volkan olarak nitelendirilmektedir. Toros orojenez kuşağı ile İç Anadolu masifleri arasındaki alanda, püskürmelerle ortaya çıkan kuzeydoğu-güneybatı doğrultulu dağların en önemlisi olan Erciyes, özellikle pontiyen, pliyosen ve pleistosendeki yanardağ püskürmeleri sonucu bir stratovolkan (tabakalı volkan) olarak yükselmiştir. Erciyes Dağı’nda bugünkü ana volkan konisi, bazaltlı lavlarla oluşan eski volkan temelinin, daha sonra kıvamlı andezit lavlarının püskürmesi sırasında iç basınç sonucu parçalanmasıyla açılan çukurda oluşmuştur. Ana doruğun doğusunda, dağı bir yay biçiminde çeviren Koç Dağı’nın eski volkanın kalıntısı olduğu sanılmaktadır. Bu arada dağın püskürmeleri sırasında ortaya çıkan lav, tüf, dışık (cüruf) ve lapilliler (yanardağ çakılı) yaklaşık 100 km. uzaklığa dek yayılmış ve bu volkanik malzemeler, Erciyes Dağı’nın çevresindeki tepe ve platoların buğünkü yapısını belirlemiştir.

Erciyes Dağı üzerinde IV. Zaman’da oluşan buzullar ise aşındırma yoluyla dağın yüksek kesiminde geniş ve derin sirkler (buz yalakları) ortaya çıkarmıştır. Dağda, 3000-3500 m. arası yükselti kuşağında yer alan bu 8 buz yalağından birinin geniş bölümünde bir buzul bulunmaktadır. Boyu 700 m, eni ise yaklaşık 200 m. olan bu buzulun kalınlığı 20 ile 50 m. arasında değişmektedir.

Bu buzul devrinden sonra da Erciyes’te yeniden yanmalar belirmiş, bu dönemdeki püskürmeler sınırlı ve daha küçük ölçüde, dağın kenarlarındaki yarıklardan, çoğu kiremit renkli cüruflar püskürtülmüş, böylece Büyük Kızıltepe, Küçük Kızıltepe gibi nisbeten ufak çapta koniler oluşmuştur. Böyle küçük püskürmeler günümüzden 2000 yıl öncesine kadar da görülmüş olmalı ki, Miladın başlarında coğrafyacı Strabo, eserinde Kayseri şehri yakınındaki ateş çukurlarından geceleyin fışkırdığı görülen alevlerden söz etmiştir. Bu Erciyes’in son faaliyeti olmuştur. Günümüzde Erciyes, sönmüş bir genç volkan dağı olarak, 3916 m. yüksekliği, heybetli görünüşü, 1100 km2yi geçen alanı, çevresine canlılık veren varlığı ile bölgenin bir tabiat zenginliğidir.

Erciyes’in yer aldığı bölgenin doğal bitki örtüsü bozkırdır. Ancak, bu bölgenin kimi kesimlerinde yer yer çalılıklar ve nemli yerlerde meyve, kavak ve söğüt ağaçları da görülmektedir. Erciyes’te 1500-1600 metreye dek çıkan bozkır bitki örtüsü, yerini daha sonra 2500 metreye ulaşabilen dağ bitkilerine bırakır. Erciyes’in bundan sonraki yüksekliklerinde ise yüksek dağ bitkileri yer almıştır.

Erciyes Dağı çevresi, eski dönemlerden beri önemli bir yerleşme merkezi olma niteliğini korumuştur. Nitekim Kayseri İl Merkezi bu dağın eteğine yakın bir bölgede kurulmuştur. İlin önemli yerleşme merkezlerinden Develi ilçesi ise dağın güney eteklerinde yer almaktadır.

Erciyes’in yüksek kesimindeki başlıca yol, Tekir yaylası üzerinden geçen Kayseri -Develi yoludur. Öte yandan Erciyes, il halkı için önemli bir dinlenme yeri oluşturmaktadır. Özellikle kuzey yamaçları, 1500-1600 metreye kadar bağ ve bahçelerle doludur.

Türkiye’nin üçüncü Ortaanadolu’nun en yüksek dağı olan Erciyes, uluslararası kış sporları merkezi konumundadır. Kayak ve dağcılık için son derece elverişli pist ve kulvarların yer aldığı Erciyes’te son yıllarda yapılan çalışmalarla modern konaklama yerleri inşa edilmiştir. 24 saat hizmet veren tesislerin yanısıra ulaşım için yollar sürekli açık tutulmaktadır.

Kayseri İl merkezine 25 km uzaklıktaki Erciyes dağının 1800 ile 3 bin metre arası yükseklikleri dağ ve kış turizmi açısından önem arz etmektedir. Uludağ ve Palandöken Kayak Merkezlerine rakip olabilecek bir potansiyele sahip olan Erciyes Kış Sporları Turizm Merkezi; 19 Nisan 1989 tarih ve 20144 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 23 Mart 1989 tarih ve 89/13900 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile uluslar arası kayak merkezi olarak ilan edilmiştir.

Kayak mevsimi 1 Kasım-1 Mayıs tarihleri arasında beş aylık oldukça uzun bir süreyi kapsamaktadır. Kar kalitesi iyidir. Kayak pistleri yüzde 30-10 arasında değişiklik gösteren eğime sahiptir. Çeşitli disiplinlerde kayak yarışmalarına imkan tanımaktadır.

Halihazırda, kayak merkezinde, kayak pisti bitiminde Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü tarafından kiraya verilen 3 Yıldızlı Dedeman Oteli (106 yatak) ve Özel ACE Pansiyon (20 yatak), Grand Eras Erciyes Oteli (130 yatak) ile Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'nün (120 yatak), Bayındırlık ve İskan Bakanlığı (98 yatak), Silahlı Kuvvetler (42 yatak), Posta-Telgraf İşletmesi Genel Müdürlüğü (60 yatak), Karayolları Genel Müdürlüğü’nün (96 yatak) ve DSİ Genel Müdürlüğü'nün (207 yatak) dinlenme tesisleri bulunmaktadır. Günübirlik tesis olarak Hisarcık Belediyesinin yaptırmış olduğu kafeterya hizmet vermektedir.

Ayrıca kayak pisti yakınında, 3000 metre uzunluğunda 1250 kişi/saat kapasiteli telesiyej, 1500’er metre uzunluğunda 2 teleski ve 3 adet baby-lift mevcuttur.

Erciyes dağcılık ve buzul tırmanışları yanısıra, yaz aylarında tracking parkuru olarak da kullanılmaktadır.
Son yıllarda geleneksel hale dönüştürülen Kar Taneleri Şenlikleri’yle müzik, eğlence ve sporun bir araya getirildiği Erciyes, doğal ortamlarda yaşayan yaban atlarıyla da ünlüdür.

Kayak pistinin de yer aldığı Tekir Yaylası, kışın olduğu kadar, yazın da inanılmaz güzellikteki doğal yapısıyla ilgi çekmekte, piknik alanı olarak da hizmet vermektedir.

Tekir Yaylası ve çevresinde yaz aylarında kurulan yaylalar ve yörede elde edilen Tekir balı yine Erciyes’in vazgeçilmez güzellikleri arasında yer almaktadır.

Ulaşımın son derece rahat olduğu Erciyes, güzelliklerini ziyaretçilerle her mevsim paylaşmaktadır.
 

Çevrimdışı s.durdu

  • Tecrübeli
  • *
  • İleti: 95
  • Konu Sayısı: 14
  • Karma: 3
BU DA BENİM ŞEHRİM KAYSERİ
« Yanıtla #4 : 02 Şubat 2008, 14:17:21 »
Sultan Sazlığı Kuş Cenneti  17.08.2007


Sultansazlığı Tabiatı Koruma Alanı, Kayseri İli Yeşilhisar, Develi ve Yahyalı ilçesi üçgeninde bulunmakta olup, tamamen düz kapalı bir havzadır. Sultansazlığı Ülkemizin sahip olduğu 7 önemli sulak alandan biridir. Yahyalı ilçesine 24 km., Yeşilhisar ilçesine 18 km., Develi ilçesine 35 km., Kayseri’ye 90 km. uzaklıktadır.

Sahanın genel alanı 17.200 ha. olup, en büyük göl 3.650 hektarlık tuzlu su ekosistemine sahip Yay gölüdür. 5.200 ha. alanı ise tatlı su ekosistemine sahip sazlık alan olup, geriye kalan 8.350 ha. ise otluk alandır.

Sultansazlığı, 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu'nun 3'üncü maddesine istinaden 21.04.1988 tarihinde "Tabiatı Koruma Alanı" ilan edilmiştir. A kategorisinde bir doğal yaşam alanı olan Sultansazlığı bu niteliğinden dolayı uluslararası RAMSAR Sözleşmesi kapsamına alınan birkaç önemli sulak alan arasında yer almıştır.

Sultansazlığının belli başlı kuş göç yolları üzerinde bulunması, tatlı su ve tuzlusu ekosistemlerine sahip bulunuşu ile çok sayıda su kuşunun barınma, beslenme, üreme ve göç esnasında uğrama gibi ihtiyaçlarına cevap vermektedir. Bu doğal yapısı 295 kuş türünün yaşamasına sebep olmaktadır. Kuş türlerinden bazıları akpelikan, küçükkarabatak, dikkuyruk, kılıçgaga, turna, karasumru ve flamingolardır. Bu kuş türlerinden 90'ı yerleşik olup, geri kalanının göç esnasında ve yavrulama döneminde geldiği gözlenmiştir.

Orman Bakanlığı tarafından başlatılan ve Dünya Bankası’nın destek verdiği GEF-2 projesi ile Türkiye’de bulunan 4 ana “Biyocoğrafik Zonu” temsil eden Sultansazlığı Kuş Cenneti, Köprülü Kanyon, Camili Ormanı ve Longos Ormanı, diğer doğal kaynaklara örnek olacak şekilde korunacaktır.

Doğal alanlarda sürdürülebilir ve katılımcı bir doğa koruma ve doğal kaynak yönetimi geliştirmek, uygulamak ve bunun diğer koruma alanlarına da yaygınlaştırılması amacıyla başlatılan GEF-2 çalışmasının proje hazırlama safhası tamamlanmıştır. Dünya Bankası tarafından desteklenen ve 8.5 milyon dolara mal olması tahmin edilen projede, koruma alanları için sosyo-ekonomik, ekolojik, halkın bilinç düzeyi gibi yönetim planları oluşturulması, bilgisayardan araçlara kadar ekipman ihtiyacının karşılanması ve yeterli personel alınması öngörülüyor. 5 yıl sürecek proje 1 Ağustos 2000 tarihinde başlamıştır
 

Çevrimdışı s.durdu

  • Tecrübeli
  • *
  • İleti: 95
  • Konu Sayısı: 14
  • Karma: 3
BU DA BENİM ŞEHRİM KAYSERİ
« Yanıtla #5 : 02 Şubat 2008, 14:18:07 »
Palas Ovası Tuzla Gölü  17.08.2007


Tuzla Gölü, İç Anadolu da insanoğlunun olumsuz etkilerinden kısmen kurtulmayı başaran tek tuzlu göldür. Göl (25-35 km2) Kayserinin 40 km. kuzeydoğusunda bulunan Palas Ovasının (106 km2) bir parçasıdır.

Çöküntü ovası karakterinde olan Palas Ovası, kendisini çevreleyen Kırkkız ve Işıl Tepesi, Göztepe ve Elmalı Dağı gibi önemli yükseltiler nedeniyle kapalı havza olma özelliğindedir.

Ovanın batısında yer alan göl, kuzey-güney yönünde, ince uzun bir görünüme sahiptir. Gölün önemli su kaynaklarını göle doğudan giren Değirmen deresi, güneydoğusunda Yertaşpınar, güneyinden giren Körpınar, Başpınar ve Soğukpınar oluşturur.

Yer altı, yağmur ve kar sularının yanı sıra, gölün doğusunda bulunan ıslak çayır alanlarının taşkın suları ise gölü besleyen diğer su kaynaklarıdır. Kuzeyinde bir set gibi duran tepeleriyle, Kızılırmak Nehrinden ayrılan Tuzla Gölünün çevresinde, sazlıklar, ıslak çayırlar, tuzcul bitki bozkırları, mera ve tarım arazileri yer alır.

Yaz aylarında yağışın azalmasına ve buharlaşmanın da artmasına bağlı olarak göl alanı daralmakta, suyun içindeki tuz göl kenarında çökelmektedir. Göl suyunun çekildiği alanlarda 10-15 cm kalınlığında tuz tabakası oluşmaktadır.

1993 yılında 1. derece doğal sit alanı ilan edilen Tuzla Gölü, aynı zamanda Türkiye'nin yeni Ramsar alanları listesindedir.

Gölün çevresi M.Ö. II. bin yılın başlarından günümüze, Hititlerden Osmanlı devletine kadar bir çok medeniyetin yerleşim alanı olmuş, göç ve ticaret yollarının önemli kesişim yerlerinden biri olma niteliğini taşımıştır.

Tarihi İpek Yolu üzerinde yer alan göl ve çevresinde, günümüze kadar ayakta kalmayı başarmış olan Sultanhanı gibi birçok han, kervansaray, cami ve külliye bulunur. Tuzhisar ve Palas beldeleri, Sultanhanı, Karahıdır, Ömürlü, Ömerhacılı ve Üzerlik köyleri bölgenin bu günkü önemli yerleşimleridir.

Sarıoğlan ve Bünyan ilçelerine bağlı olan bu yerleşimlerin toplam nüfusu 13.000'dir.


KÜRESEL ve ULUSAL ÖNEMİ


Afrika, Asya ve Avrupa kuş göç yollarının birleşme noktası olan Kayseri; Hürmetçi Sazlığı, Sultansazlığı ve Tuzla Gölü gibi önemli sulak alanlara sahiptir.

Geniş ve farklı ekosistemlerin bir arada bulunmasıyla Tuzla Gölü, zengin bir biyolojik çeşitliliği barındırıyor. Türkiye Kuşları Kırmızı Listesi ve IUCN kırmızı listesine göre nesli tehlike altında olan türler arasında bulunan toy (Otis tarda), büyük cılıbıt (Charadrius leshenaultii), akça cılıbıt (Charadrius alexandrinus), angıt (Tadorna ferruginea), mahmuzlu kızkuşu (Hoplopterus spinosus), küçük kerkenez (Falco naumanni) gibi kuş türlerinden bazıları bölgede göç döneminde görülmekte, bazıları ise bölgede üremektedir.

Bölgeye endemik bir bitki türü olan Işıl lalesini {TuIipa armena Boiss. var lyrica (Baker) Marais} bölgenin kuzey tepelerinde görmek mümkün. Dünyada sadece Sultansazlığında ve Tuzla Gölü’nde bulunan Elymus elongatus (Host) Runemark ise gölün doğu ve kuzey kıyılarına yayılmış durumdadır. Önemli kuş ve bitki türlerinin yanında alaca kokarca (Vormela peregusna), arap tavşanı (Allactaga williamsi), gelengi (Spermophilus xanthoprymnus), tilki (Vulpes vulpes), kurt (Canis lupus) gibi memeli hayvan türlerinin bölgede üremesi ve barınması, bölgenin yaban hayatı için önemini daha da arttırmaktadır
 

Çevrimdışı s.durdu

  • Tecrübeli
  • *
  • İleti: 95
  • Konu Sayısı: 14
  • Karma: 3
BU DA BENİM ŞEHRİM KAYSERİ
« Yanıtla #6 : 02 Şubat 2008, 14:20:05 »
Konaklama Tesisleri, Seyahat Acentaları  17.08.2007
İlimizde Turizm İşletme Belgeli 13 adet konaklama Tesisi bulunmaktadır. Bunların yatak kapasitesi toplamı 1.672’dir. 3 adet Turizm Yatırım Belgeli Tesisin toplam yatak kapasitesi ise 159’dur.

İlimizde Turistik İşletme Belgeli; 5 lokanta ve bir kafeterya faaliyet göstermektedir. 28 adet Seyahat Acentası faaliyet göstermektedir. Bunların 16’sı A grubu, 7’si A grubu şube, 3’ü B grubu,1 B grubu şube, 1’i C grubudur.

İlimizi ziyaret eden yerli ve yabancı turist sayıları aşağıda gösterilmiştir.


Yılı Yerli Turist Değişim (%) Yabancı Turist Değişim (%) TOPLAM Değişim (%)
2003 198.847 -12 35.854 -24 234.701 -14
2004 215.800 9 45.500 35 261.300 11


TURİZM İŞLETME BELGELİ OTELLER

OTELİN ADI YILDIZ ODA YATAK
HİLTON 5 228 469
GRAND ERAS 4 100 210
ALMER 3 75 164
BENT 3 40 80
ÇAPARİ 3 44 90
ÇIRAĞAN 3 52 98
ERCİYES DEDEMAN 3 53 106
ERCİYES GRAND ERAS 3 55 110
AYATA 3 37 74
ALTINSARAY 2 30 66
HATTAT 2 64 128
KLAS 2 30 55
ACE 1 10 22
TOPLAM : 13   818 1.672


TURİZM YATIRIM BELGELİ OTELLER

OTELİN ADI YILDIZ ODA  YATAK 
ERCİYES KARDELEN 2 24 54
ERCİYES ALMER 2 26 52
LİFOS 2 29 53
TOPLAM (3 ADET)   79 159


ERCİYES KAYAK MERKEZİNDEKİ DİNLENME TESİSLERİ

  ODA SAYISI YATAK SAYISI
KAYAK EVİ 40 120
D.S.İ 43 207
T.C.K 37 96
YAPI İŞLERİ 36 98
P.T.T 17 68
K.K.K 21 45
JANDARMA 23 50
TOPLAM (7 ADET) 217 684

 

Çevrimdışı s.durdu

  • Tecrübeli
  • *
  • İleti: 95
  • Konu Sayısı: 14
  • Karma: 3
BU DA BENİM ŞEHRİM KAYSERİ
« Yanıtla #7 : 02 Şubat 2008, 14:20:59 »
Kayseri'de Özel Kutlama Günleri 15.08.2007
KUTLAMANIN ADI
 TARIHI
 YERI
 
Anadolu Fuarı
 10 Temmuz-10 Ağustos
 Kayseri
 
Aşıklar Bayramı
 Eylül
 Kayseri
 
Atatürk’ün Kayseri’ye Gelişi
 19 Aralık
 Kayseri
 
Dadaloğlu Kül. Ve San. Şenliği
 15-16 Eylül
 Tomarza-Özlüce
 
Çilek-Kiraz Festivali
 Haziran
 Yahyalı
 
Kültür ve Sanat Haftası
 7-13 Nisan
 Kayseri
 
Mimarsinan Anma Günü
 9 Nisan
 Ağırnas
 
Pastırma Festivali
 Eylül
 Kayseri
 
Seyrani Şenlikleri
 8-9 Eylül
 Develi
 
Seyyid Burhaneddin An. Günü
 24 Mart
 Kayseri
 
Üzüm Festivali
 Eylül
 İncesu
 
Yoğurt Festivali
 18 Mayıs
 Akkışla
 
Erciyes Kar Şenliği
 Ocak-Şubat
 Erciyes
 
Atlı Yayla Şenliği
 1 Temmuz
 Hacılar
 
Sarız Kilim Festivali
 19 Temmuz
 Sarız
 
İncili Çavuş Kültür-Sanat Şen.
 6 Ekim
 Tomarza-İncili
 
Ahilik Kültür Haftası
 10-16 Ekim
 Kayseri
 
Yamula Patlıcan Festivali
 Ağustos veya Eylül
 Yemliha
 
Ağırnas Kültür-Turizm Festivali
 Nisan
 Ağırnas
 
 

Çevrimdışı s.durdu

  • Tecrübeli
  • *
  • İleti: 95
  • Konu Sayısı: 14
  • Karma: 3
BU DA BENİM ŞEHRİM KAYSERİ
« Yanıtla #8 : 02 Şubat 2008, 14:22:06 »
Kayseri Tarihi  14.08.2007
Orta Anadolu’nun incisi, sanayi ve ticaret merkezi Kayseri, başta Paleolitik ve Prehistorik çağlara ait olmak üzere Kültepe Kaniş-Karum’un da ortaya çıkan katlar ve diğer yörelerde yapılan tespitlere göre Eski Tunç, Hitit, Frig Helenistik, Roma Bizans, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine ait eserlerden oluşan zengin bir kültürel mirasa sahiptir.
 

Çevrimdışı s.durdu

  • Tecrübeli
  • *
  • İleti: 95
  • Konu Sayısı: 14
  • Karma: 3
BU DA BENİM ŞEHRİM KAYSERİ
« Yanıtla #9 : 02 Şubat 2008, 14:24:15 »
Cumhuriyet Dönemi
Kayseri, Cumhuriyetle birlikte 1924 Anayasası gereği vilayet oldu.

1924 Anayasası ile il statüsüne kavuşan Kayseri’nin 1928’de Merkez, İncesu, Bünyan, Develi ve Aziziye(Pınarbaşı) olmak üzere, 5 kazası (İlçe), 21 nahiyesi (bucak) ve 314 köyü vardı. Bugün ise Kayseri’nin; 16 ilçesi (Akkışla, Bünyan, Develi, Felahiye, Hacılar, İncesu, Kocasinan, Melikgazi, Özvatan, Pınarbaşı, Sarıoğlan, Sarız, Talas, Tomarza, Yahyalı ve Yeşilhisar), 68 belediyesi ve 406 köyü bulunmaktadır.


1935 nüfus sayımında Ürgüp’ün Kayseri’ye bağlı olduğunu görmekteyiz. Ürgüp daha sonra, il olan Nevşehir’e bağlandı.

Cumhuriyetle birlikte Kayseri de sanayi, ticari, eğitim, kültür v.s konularda önemli gelişmeler olmuş ve bu gelişmeler günümüzde de artarak devam etmektedir.
 

Çevrimdışı s.durdu

  • Tecrübeli
  • *
  • İleti: 95
  • Konu Sayısı: 14
  • Karma: 3
BU DA BENİM ŞEHRİM KAYSERİ
« Yanıtla #10 : 02 Şubat 2008, 14:26:55 »
Kurtuluş Savaşı Dönemi
Kayseri ili, Milli Mücadele Dönemi’nde Develi’ye bağlı Taşçı (Bakırdağ) Bucağı dışında işgal görmemiştir. Fransızlar’ın koruması altındaki ayrılıkçı Ermeni’lerce gerçekleştirilen Bakırdağ işgali de bölgeyi etkileme olanağı bulmadan, kısa süre içinde son bulmuştur.

Mütareke’de Durum
Kayseri, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı yenilgisini belgeleyen Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) günlerinde, bağımsız bir sancak olarak yönetiliyordu ve doğrudan İstanbul’a bağlıydı.
Birinci Dünya Savaşı öncesinde birçok Orta Anadolu kentinden farklı olarak, canlı bir ekonomik yaşamı olan Kayseri, savaş içindeki Ermeni tehciri nedeniyle, bu özelliğini bir ölçüde yitirmişti.Çünkü, kentin ticari yaşamının gelişmesinde ve ileri düzeydeki zanaatçılıkta Ermenilerin büyük payı vardı. Hayvancılığa dayalı besin sanayinin doğması Kayseri’nin pastırmacılık ve sucukçulukta ün kazanması, büyük ölçüde Ermenilerin çabalarıyla olmuştu. Ermeniler ve kimi Rumlar, ayrıca sarraflıkla da uğraşıyorlardı.

Kayseri’de yerel ekonomik yaşamı denetleyen ve 30.000’i aşkın olan bu Ermeni nüfus, 1915’te Suriye’ye tehcir edilmiş, ancak, Mondros Mütarekesi ile kısa süre içinde yeniden Kayseri’ye dönmüştü. Nitekim, Kayseri’nin en büyük kazalarından Develi’nin savaş sonrasındaki nüfusu yarı yarıya Ermenilerden oluşuyordu.

Kayseri ve dolaylarının nüfus yapısını etkileyen bir başka gelişme’de, daha savaş yıllarında başlayan göçlerdi. Rus işgalleri 1915-1916 ‘da Doğu Anadolu içlerine doğru uzandığında işgal altına giren kent ve köylerin halkı yollara dökülmüş ve bunlardan bir bölümü Kayseri’ye gelmişti. Bunu, 1917 Sovyet Devrimi sonrasında, Kafkasya’dan göçen kimi toplulukların, örneğin Çerkez’lerin gelişi izlemişti. Kayseri yöresi, Mondros Mütarekesi sonrasında başlayan Fransız işgalleri döneminde üçüncü bir göçe tanık oldu. 1918 sonrasından başlayarak gelişen Adana ve Maraş işgalleri nedeniyle, yörenin halkı uğradığı baskılara dayanamayarak yollara düşmüş ve göç kervanları Kayseri’ye uzanmıştı.

Eylül 1919’da gelindiğinde Fransızlar, Çukurova’ya yerleşmiş. Urfa, Antep, ve Maraş’a girmiş, Kayseri’nin Develi Kazasının 20 km. yakınlarına dek ilerlemişlerdi. Zamantı suyunu sınır kabul ettiklerini duyuran Fransız işgal yetkilileri, bugün Develi’ye bağlı olan Bakırdağ Nahiyesini de denetimleri altına almışlardı. Adana’yı merkez edinen Fransız işgal komutanlığı, güçlerini fazla dağıtmamak için, direnişle karşılaşmadığı sürece, merkezden uzak bölgelere, asker göndermiyor; denetimi, işgal birlikleri içindeki Ermeni gönüllü taburlarıyla sağlamaya çalışıyordu. İşgal ettiği bu uzak kasabaların yönetimi de yörenin Ermeni ileri gelenlerine veriyordu. Bakırdağ (Rumlu) Nahiyesi’nde de bu tür bir uygulama yapan Fransızlar, Sarkis Efendi atlı bir Ermeniyi nahiye müdürlüğüne getirmişlerdi. Nahiye merkezi Bakırdağ’ın Kiske köyündeydi. Gerek nahiye merkezindeki, gerek çevre köylerdeki güvenliği de Ermeni Jandarmaları sağlıyordu.
 
 
İşgal Saldırısına Karşı Örgütlenme
4 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi günlerinde, Kayseri ve çevresindeki yabancı etkinlikleri de yoğunlaşmıştı. Gözlemci adı altında, Fransız kurullarının biri gidiyor biri geliyordu. Bu arada, ayrılıkçı Ermeni örgütlerinin yöneticileri neredeyse açıktan açığa çalışmaya başlamışlardı. Bunlardan biri de Ermeni Papazı Katagikos Efendi’ydi. Katagikos Efendi, Paris Konferansının bir Ermeni devleti kurulması yolunda attığı adımlara uygun olarak Kayseri’ye gelmiş ve burada Ermeni Fedekaran Cemiyetinin bir şubesini açmıştı. Daha sonra Develi’ye geçen Katogikos, buradaki Ermenilere konferanslar veriyor, Ermeni gençlerini örgütlemeye çalışıyordu. Nitekim,bu çalışmalar sonucunda Ermeni Fedekaran Cemiyeti, Develi’de bir kongre toplamış ve kongrede, kurulacak Ermeni devletine katılma kara almıştı.


Bütün bu ayrılıkçı çabalar ve Fransızların Kayseri’yi de işgal altına alma hazırlıkları sonunda Kayseri eşrafını harekete geçirdi : Eylül 1919 sonunda, Sivas Kongresi’nin aldığı karar gereğince, Kayseri ve kazalarında Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti şubeleri kurulmaya başlandı. Bunlardan en önemlisi Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti idi. Kasabanın tüm yerel yöneticilerinin etkin desteğini kazanan Develi Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti şubesi kısa süre içinde hızla güçlendi. Hacı Zetzade Osman Efendi’nin yönetimindeki örgütün öbür yöneticileri şunlardı.. Belediye Başkanı Kamberli Osman Bey, Ali Efendizade Osman Bey, Mavizade Nazmi Bey, Zileli Hocazade Tevfik Bey, Refi Memuru Vehbi Bey ve Caferzade Abdullah Efendi.
 
 
Develi’nin Kuvay-ı Milliye Üssü Olması
Develi’deki Müdafaa-i Hukuk örgütlenmesine, Sivas Heyet-i Temsiliyesi de büyük önem veriyordu. Develi, Fransız işgal bölgesinin sınırında idi. Buradaki örgütlenmenin güçlü bir biçimde ele alınması, hem Fransız’ların yeni bir atılımını önleyebilir, hem de buradan Çukurova’ya Kuvay-ı Milliye eylemleri düzenlenebilirdi.


Bu amaçla çalışmalara başlayan, Mustafa Kemal başkanlığındaki Sivas Heyet-i Temsiliyesi, Kayseri’ye Develi gelenlerinden birkaç kişiyi Sivas’a çağırtarak konuya ilişkin görüşlerini aldı. Kuvay-ı Milliye yöneticilerinden Kılıç Ali Bey, Heyet-i Temsiliye adına Develi’ye gönderildi ve kasaba halkının direniş konusundaki tutumunu ve bölgedeki koşulları incelemekle görevlendirildi.


Ön hazırlıkların Ekim 1919’da tamamlanmasından sonra, Develi Belediye Başkanı Kamberli Osman Bey, Sivas’tan Mustafa Kemal imzalı bir mektup aldı, 2 Aralık 1919 tarihini taşıyan ve “çok gizli” kaydı düşülen mektupta şunlar yazılıydı :


“Everek (Develi) Belediye Başkanlığı’na
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyet-i Temsiliyesi, Kilikya Kuvay-ı Milliye Komutanlığı’na Binbaşı Kemal Bey’i yardımcılığına da Yüzbaşı Osman Bey’i atamıştır. Ulusal görevleri sırasında Kemal “Kozanoğlu Doğan Bey”, Osman Bey de “Aydınoğlu Tufan Bey” takma adlarını taşıyacaklardır. Kendilerine, görevleriyle ilgili olarak, her türlü yardımı yapmanızı ve dayanışma içinde olmanızı önemle rica ederiz..”


Kayseri dönüşünde, Doğan ve Tufan Beylerin yaptığı ilk iş, Develi’deki yerel Kuvay-ı Milliye yönetimini oluşturmak oldu. Bu yönetici kurulda, kendileri de birer takma ad edinen Belediye Başkanı Osman Bey (Özdemiroğlu Yaşar Bey) Yedek subay Tıraşzade Osman Bey (Coşkun Osman Bey), Yedek subay Veli (Çakıroğlu) Bey (Cian Bey), Yedek subay Hadi Bey (Erdoğan Bey) Yedek subay Niğdeli Enver Bey (Abbas Bey) yer alıyorlardı.


Yapılan işbölümü gereğince, ilk harekete geçen Yüzbaşı Tufan Bey oldu. Ocak 1920’de Develi’den ayrılan tufan Bey, yanındaki beş kişiyle birlikte, gizli örgütlenme çalışması yürüteceği Göksun çevresine gitti.
 
 
Bakırdağ’ın Alınması
Develi Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti şubesinin etki çabasıyla, kısa süre içinde Kuvay-ı Milliye’nin hemen tüm gereksinimleri karşılanmıştı. Ancak, Binbaşı Doğan Bey’in buyruğunda tek bir düzenli birlik askeri yoktu. Doğan Bey, hiçbir savaşım deneyi olmayan gönüllülerle bir harekata girişmek istemiyor, Sivas Heyet-i Temsiliyesinin gönderdiği düzenli güçleri bekliyordu. Ayrılıkçı Ermenilerin yoğunlaşan baskıları nedeniyle bulunan Develi Müdafaa-i Hukuk Yönetimi ise, daha fazla beklemekten yana değildi. Bu nedenle Binbaşı Doğan Bey’le yerel yönetimler arasında, yer yer çatışmaya varan anlaşmazlıklar çıkıyordu.


Sonunda, Develi ileri gelenleri, 4 Şubat 1920’de Binbaşı Doğan Bey’e bir haber yollayarak, aralarında bir “Kuvay-ı Milliye Komuta Kurulu” oluşturdukları ve askeri harekatı kendi başlarına gerçekleştireceklerini duyurdular.


Mart 1920 başlarında da, ilk Develi Kuvay-ı Milliye çetesi Belediye Başkanı Kamberli Osman Bey’in yönetiminde, Ayvazhacı köyüne doğru yola çıktı. Doğan Bey, Osman Bey’in hareketine, Develi’deki asıl güçlere dokunmaması ve yalnızca öncülük görevi yapması koşuluyla izin vermişti. Bu nedenle, Kamberli Osman Bey’in yanında yalnızca beş kişi vardı.


Ayvazhacı’ya böylesine küçük bir birlikle giren Osman Bey, köy köy dolaşarak Punku’ya gelinceye dek, 200’ü aşkın gönüllü toplamış, Punku’dan katılanlarla birlikte, bu göç, 250 kişiye ulaşmıştı.. Köylerden katılanların donanımı için gerekli silah ve cephane de Develi’den getirilmişti.


Osman Bey, Punku’dan ayrıdıktan birkaç gün sonra, bir gece yarısı Bakırdağ nahiye örgütünün bulunduğu Kiske Köyü’ne baskın yaptı. Ermeni Nahiye Müdürü Sarkis Efendi ve Jandarmalar böyle bir baskını beklemiyorlardı. Apansız yakalanarak evlerden birine kapatıldılar. Ermenilerin elindeki karakolda da çok sayıda silah ve cephane ele geçirildi.


Kiske Köyünün Kuvay-ı Milliye eline geçtiğini öğrenen çevre köylerdeki çok sayıdaki insan, aynı gün Kiske’ye geldi. Bu durumdan yararlanarak köy meydanında bir tören düzenleyen Osman Bey, toplanan köylülere Kuva-yı Milliye hareketinin amaçlarını anlattı ve Fransızlar’la, ayrılıkçı Ermenilerin elindeki öbür kent ve köylerin de kurtarılacağına ilişkin söz verdi.


Törenden sonra, Osman Bey’in Kuvay-ı Milliyesi yeni katılanlarla birlikte 600 kişiye yükseldi.


Bakırdağ Nahiye Müdürünü Develi>‘ye götürüp teslim eden Osman Bey Kuvay-ı Milliyesi, yeniden işgal bölgesine girdi ve 10 Mart 1920’de, Feke kasabası önüne geldi. Elinin altındaki güçle kasabayı kuşatan Osman Bey, işgalci yöneticilere teslim olmaları için kısa bir süre tanıdı. Kasabanın Ermeni ve Fransız yöneticileri, sürenin bitmesine yakın teslim olmayınca, silahlı adamlarıyla birlikte Feke’ye girdi. Kendilerini savunacak güçten yoksun olan işgalciler, teslim olmak zorunda kaldılar.


Kamberzade Osman Bey Müfreze!sinin eylemleri Feke baskınıyla da durmadı : Bu Kuvay-ı Milliye çetesi, gerek Kozan’ın gerek Haçin’in (Saimbeyli) alınışında önemli bir rol oynadı.
 

 

Çevrimdışı s.durdu

  • Tecrübeli
  • *
  • İleti: 95
  • Konu Sayısı: 14
  • Karma: 3
BU DA BENİM ŞEHRİM KAYSERİ
« Yanıtla #11 : 02 Şubat 2008, 14:27:37 »
Cumhuriyet Öncesi
 
Anadolu’nun, doğu ve batı(Yunan-Roma) medeniyetleri arasında bir köprü vazifesi görmesi bu bölgede, Anadolu Medeniyetleri denilen muazzam bir medeniyetin doğmasına neden olmuş. Bu nedenle tarih boyunca Kayseri, bu medeniyetlerin bir bölümünün gözüktüğü ve Kızılırmak Havzası ile Tuzgölü arasında kalan Kapadokya’nın, önemli bir yerleşim yeri olma özelliğini korumuş. Bu bölgede bulunan yüzlerce “Höyük” ve “Tümülüs”ler , “Anadolu Medeniyetleri”nin önemli bulgularını, günümüze kadar taşımış.

Hititler’den Osmanlılar’a kadar bu bölgede yerleşen bütün kavimler, kısa bir zaman içerisinde mutlaka bir siyâsi birlik kurmuş ve bir güç olarak, tarih sahnesine çıkmış.

Kayseri çevresinde bilinen en eski yerleşim yeri, bugün ki şehre yaklaşık 20 kilometre mesafede bulunan “Kültepe Höyüğü”dür. Bu höyükte bulunan Kaniş, o günkü Kayseri’nin başşehri olup M.Ö 2800 senesinden Helenistik Devirlere kadar önemini korumuş.

Kaniş’in önemini kaybetmesi üzerine o dönemlerin kutsal dağı olan Argaios’un (Erciyes) kuzey eteğinde bulunan Mazaka’nın ön plana çıktığını ve şehrin merkezi olduğunu görmekteyiz. İsminin nereden geldiği tartışılan ve M.Ö XII-IX. yüzyıllar arasında iskan görmeye başladığı tahmin edilen Mazaka, bir süre sonra Tabal Devleti’nin başşehri olmuş. Bu devletin yıkılması üzerine Frigler’in eline geçmiş ve daha sonra da Kimmerler’in sınırları içerisinde kalmış (M.Ö 676).

Kimmerler, Asur ve Lidyalılar tarafından Anadolu’dan atılınca (M.Ö 650) Mazaka, Asur egemenliğine girmiş ve daha sonra Lidya ve Medler arasında sınır olmuş. Persler’in, Lidayalılar’ı yenmesi üzerine bütün Anadolu gibi Mazaka da bu devletin hakimiyetine girmiş. Pers hakimiyeti ile birlikte İran’dan bu bölgeye çok insan gelmiş, kendi ülkelerine benzettikleri bu bölgelerde, “Ateşgede Kültürü” nü yerleştirmiş. Ve bu “Kültür” yüzyıllarca bu bölgede egemen olmuş. Hatta bağımsız Kabadokya Kralları bile bu “kültün” yani “dini çerçevenin” dışına çıkamamış.

Kabadokya krallarından IV. Ariarathes Eusebias, babası III. Ariarathes tarafından kurulan “Ariarathia” şehrinde bir müddet kalmış ve sonra sarayını Mazaka’ya taşımıştır. Bunun oğlu V. Ariarathes ise babasının adına izafeten şehre, “Eusebia” adını vermiş (M.Ö. 163-130).

Mazaka’nın yanında yeni bir Helen şehri olarak doğan Eusebia, Kabadokya Kralı Archelaos (M.Ö. 36, M.S. 17) zamanında Roma İmparatoru “Caisar Avgustus” adına izafeten “Kaisaria” adı verilmiştir. M.Ö 12-8 tarihlerinde basılan bütün sikkelerde (paralarda) Kaisaria ismine rastlamaktayız.

 
Roma Kolonial Dönemi : 
Kapadokya’yı, M.S. 17 tarihinden itibaren Roma İmparatorluğu’nun bir şehri olarak tarih sahnesinde görmekteyiz. Kaisaria, “Konion” denilen bir eyalet meclisi ve bir vali tarafından yönetilmekteydi.
İmparator III. Gordianus zamanında şehir surları yaptırılmış (M.S. 238-244), surlara rağmen İmparator Valerian zamanında Kaisaria Pers Kralı “Şapor” tarafından işgal edilmiş. Bu sırada şehrin nüfusunun 400 bin civarında olduğu tarihi kaynaklarca belirtilmekte.

İmparator Julianus Apostota’nın altı yıl sürgün kaldığı Kaisaria, bu dönem “Hristiyanlık Kültü”nün, neşet ettiği önemli bir merkez konumundadır. Nitekim, Büyük Busilius, Aziz Gregorius, Nuziandoslu Gregorius ve Nysalı Gregorius burada yetişen Hıristiyan din büyükleridir.

İlk İslam Akınları
Doğu Roma (Bizans) toprakları içerisinde bulunan Anadolu, daha Hicret’in ilk asırlarından itibaren “İslam Orduları” için câzip bir bölge olmuş. İstanbul’un fethi için yapılan birçok sefer, Orta Anadolu ve özellikle Kayseri üzerinden yapılmıştır. Ve her seferinde de şehir, “İslam Orduları” tarafından işgal ve tahrip edilmiş.

Kayseri, ayrıca İmparator Phokas (M.S. 602-610) zamanında İran Hükümdarı II. Hüsrev tarafından işgal edilmiştir (M.S. 605). Altı sene Pers işgalinde kalan şehir, İmparator Heraklios (M.S. 610-640) tarafından geri alınmış.

Türk Hakimiyetine Girmesi
Doğu tarihçilerine göre ; Orta Anadolu’ya yayılmaya başlayan Türkler Afşin Bey komutasında, 1067 tarihlerinde Kayseri’yi fethettiler. 1071 Malazgirt Savaşı ile bütün gücü kırılan Bizans bu bölgeyi koruyamaz hale geldi ve çekilmeye ve bu çekilmeyi tâkiben de Anadolu’ya büyük bir Türk göçü gelmeye başladı. 1085’lerden itibaren Kayseri tamamen Türk hakimiyetine girdi.

Danişmendliler Dönemi
 
Alpaslan’ın oğlu Melikşah’ın yeğeni Danişmendli Melik Ahmet (Taylu) Kızılırmak ve Yeşilırmak bölgelerinde “Danişmedli Beyliği”ni kurdu, Süleyman Şaha’a tâbi oldu. Danişmendliler döneminde bu bölgelerin Türkleştirilmesi için çok önemli adımlar atıldı. Anadolu bir Türk Yurdu haline geldi.
Ebul Gazi Hasan Bey’i (Turasan) Orta Anadolu’ya vali tayin eden Danişmendoğlu Sabartia, Kayseri ve Pontus’ta hüküm sürüyordu. Kayseri’nin ilk valisi olan Hasan Bey, vazifeye başladığı 1082 tarihinden itibaren ölünceye kadar valilik yapmış ve bir çok fetihte bulundu.

Danişmend Ahmet Gazi’den sonra Emir Melik Gazi (Pazarören/Pınarbaşı’nda türbesi ve mumyası var) , saltanata geçti. Daha sonra Kayseri’yi bir çok eserle imar eden ve Ulu Cami’yi yaptıran Emir Mehmet ve Zünnun bu bölgeyi idare ettiler.
 



Çevrimdışı s.durdu

  • Tecrübeli
  • *
  • İleti: 95
  • Konu Sayısı: 14
  • Karma: 3
BU DA BENİM ŞEHRİM KAYSERİ
« Yanıtla #12 : 02 Şubat 2008, 14:28:13 »
Cumhuriyet Sonrası Önemli Olaylar
13 Ekim 1924 Mustafa Kemal ilk kez Kayseri’ye geldi.
1926 Bünyan’da halı ipliği fabrikası kuruldu.
06 Ekim 1926 Kayseri Uçak Montaj Fabrikası açıldı.
24 Nisan 1927 Kayseri Demiryolu istasyonu hizmete girdi.
29 Mayıs 1927  Ankara - Kayseri demiryolu açıldı.
1928 Bünyan Hidroelektrik santralı kuruldu.
01 Mart 1930 Kayseri Müzesi açıldı.
 1930 Kayseri-Sivas demiryolu bağlantısı sağlandı.
02 Eylül 1933 Ulukışla-Kayseri demiryolu açıldı.
1934 1933’te dokuma ünitesi eklenen Bünyan Halı İpliği Fabrikası Sümerbank’a devredilerek,Bünyan Yünlü Dokuma Fabrikası adını aldı.
16 Eylül 1935 Kayseri Bez Fabrikası kuruldu.
1938 Kayseri Halkevi Kütüphanesi hizmete girdi.
1940 Pazarören Köy Enstitüsü açıldı. Enstitü 1954’te Mimar Sinan İlköğretmen okuluna dönüştü.
 
1943 Kayseri Devlet Hastanesi kuruldu.
13 Şubat 1946 Sarız İlçe oldu.
1946 Sarız Belediyesi kuruldu.
1946 Belediye otobüsleri hizmete girdi.
1948 Yeşilhisar ilçe durumuna getirildi.
1949 Tomarza Belediyesi kuruldu.
1950 Kayseri Göğüs Hastalıkları Hastanesi açıldı.
1953 Kayseri Halkevi Kütüphanesi İl Halk Kütüphanesine dönüştü.
1953 Otomatik telefon santrali hizmete girdi.
1953  Tomarza ilçe oldu.
1954 Yahyalı ilçe oldu.
1954 Sarıoğlan Belediyesi kuruldu.
06 Kasım1955  Kayseri Şeker Fabrikası kuruldu.
1957 Felahiye ilçe merkezi oldu.
1960 Sarıoğlan ilçe durumuna getirildi.
28 Aralık 1960  Mehmet Göker kurucu meclis üyeliğine seçildi.
16 Aralık 1965 Yüksek İslam Enstitüsü açıldı.
1966 Kayseri spor kulübü kuruldu.
1967 Anadolu Fuarı acıldı.
1967 Devlet Su İşleri’nce Yeşilhisar’da Akköy Barajı kuruldu.
17 Eylül 1967  Sivasspor - Kayserispor maçında olay çıktı. 40 kişi yaşamını yitirdi. 300 kişide yaralandı.
 
1969  Kayseri Yem Fabrikası kuruldu.
1969 Kültepe merkezi ziyarete açıldı.
26 Haziran 1969 Kayseri Arkeoloji Müzesi hizmete girdi.
1970  Ankara Hacettepe Üniversitesine bağlı Gevher Nesibe Tıp Fakültesi açıldı.
 
1973 Hunat Hatun Medresesinde kurulan Etnoğrafya Müzesi ziyarete açıldı.
 
23 Ekim 1973 Kayseri Tarım sergisi açıldı.
18 Kasım1978  Kayseri Üniversitesi kuruldu.
15 Ekim 1981 Yavuz Altop, Feyzi Feyzioğlu Danışma Meclis üyeliklerine getirildi.
 
20 Temmuz1982 Kayseri Üniversitesi Erciyes Üniversitesine dönüştü.
 
 


Çevrimdışı s.durdu

  • Tecrübeli
  • *
  • İleti: 95
  • Konu Sayısı: 14
  • Karma: 3
BU DA BENİM ŞEHRİM KAYSERİ
« Yanıtla #13 : 02 Şubat 2008, 14:29:13 »
Kayseri'nin Coğrafi Yapısı  09.08.2007
a. Konum

Kayseri, İç Anadolu’nun güney bölümü ile Toros Dağlarının birbirine yaklaştığı bir yerde, Orta Kızılırmak bölümünde yer alır. 37 derece 45 dakika ile 38 derece 18 dakika kuzey enlemleri ve 34 derece 56 dakika ile 36 derece 58 dakika doğu boylamları arasında bulunmaktadır. Doğu ve kuzeydoğusu Sivas, kuzeyi Yozgat, batısı Nevşehir, güneybatısı Niğde, güneyi ise Adana ve Kahramanmaraş İlleri ile çevrilidir.

b. Yüzölçümü ve Arazi Dağılımı

İl yüzölçümü 16917 km2 dir. İl yüzölçümünün arazi türlerine göre dağılımı aşağıdaki gibidir.



TABLO 1- KAYSERİ’DE ARAZİ DAĞILIMI

Görüldüğü üzere il yüzölçümünün yaklaşık yüzde 40’ını tarım arazisi oluşturmaktadır. En düşük arazi oranı ise orman ve fundalık alandır. Kayseri orman yönünden oldukça fakirdir.



İlçe yüzölçümleri aşağıdaki tabloda gösterilmiştir:



İl yüzölçümünün yaklaşık yüzde 20’sini Pınarbaşı İlçesi oluşturmaktadır. Bunu Develi, Yahyalı ve Tomarza İlçeleri izlemektedir.



c. İklim ve Meteorolojik Göstergeler

Kayseri İlinin birçok yerinde bozkır iklimi özellikleri vardır. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlıdır. Yüksek yerlerde ise yayla iklimi hüküm sürer. Kayseri il merkezinde bazı meteorolojik göstergeler şunlardır:



d. Dağlar, Ovalar, Akarsular ve Göller

İlin en önemli ve en yüksek dağı 3916 metre yüksekliğindeki Erciyes Dağıdır. Erciyes Dağı, göğsünde ve eteklerinde birçok tali volkan tepelerinin bulunduğu sönmüş bir küme volkandır. Dağcılık sporu ve kış turizmi açısından önemli bir yeri vardır.

Diğer önemli dağlar, Aladağ (3735 m), Dumanlı Dağları (3024 m), Binboğa Dağı (2856 m), Hınzır Dağı (2500 m), Bakırdağ (2462 m), Tahtalı Dağı (2100 m), Soğanlı Dağı (2100 m), Rostan Dağı (2100 m), Beydağı (2054 m), Kızılviran Dağı (1950 m), Aygörmez Dağı (1950 m), Hodul Dağı (1937 m) ve Koramaz (1900 m) Dağıdır.

İlin önemli gölleri Camız Gölü, Çöl Gölü, Sarıgöl, Yay Gölü ve Tuzla Gölüdür. Bunların yanısıra çeşitli büyüklüklerde barajlar ve göletler vardır. Bunlar Ağcaşar Barajı, Akköy, Kovalı, Sarımsaklı ve Selkapanı Barajları ile Efkere, Karakuyu, Şıhlı, Tekir ve Zincidere göletleridir.

İlin önemli akarsularının başında Kızılırmak gelmektedir. Kızılırmak Nehrinin 128 kilometrelik bölümü Kayseri İl sınırları içerisinde yer almaktadır. Kızılırmağın kolları olarak Sarımsaklı Suyu (55 km), Kestuvan Suyu (48 km) ve Değirmendere Suyu (32 km) bulunmaktadır.

Diğer önemli akarsuları Zamantı (250 km) ve Sarız Çayı (60 km) Seyhan Nehrinin kolu durumundadır.

İlin önemli ovaları ise Develi Ovası (1050 km2), Sarımsaklı Ovası (300 km2), Karasaz Ovası (80 km2) ve Palas Ovasıdır (50 km2).


--------------------------------------------------------------------------------

Kaynak : 2006 yılı brifingi
 

Çevrimdışı s.durdu

  • Tecrübeli
  • *
  • İleti: 95
  • Konu Sayısı: 14
  • Karma: 3
BU DA BENİM ŞEHRİM KAYSERİ
« Yanıtla #14 : 02 Şubat 2008, 14:30:01 »
Nüfus ve İdari Yapı  09.08.2007
a. Nüfus :

2000 Genel Nüfus Sayımı Sonuçlarına göre ilin nüfusu 1.060.432’dir. Nüfusun yüzde 69’u şehirde, yüzde 31’i köylerde yaşamaktadır.

İlin 16 ilçesi bulunmaktadır. İl merkezi büyükşehir statüsünde olup, 23 Temmuz 2004 tarihinde yürürlüğe giren 5216 sayılı Büyükşehir Belediyeleri Kanunu ile Kayseri Büyükşehir Belediyesi'nin sınırları yeniden düzenlenmiştir. Daha önce 2 metropol ilçeden oluşan Kayseri Büyükşehir Belediyesi, yeni yasa ile 5 ilçe (Kocasinan, Melikgazi, Hacılar, İncesu ve Talas) ve 19 alt kademe belediyesinden oluşmaktadır. İl merkezi nüfusu 697.344 tür.

GRAFİK 3- KAYSERİ’DE ŞEHİR/KÖY NÜFUSU



İl nüfusunun (2000 Nüfus sayımına göre) ilçeler itibariyle dağılımı aşağıdaki tabloda verilmektedir:



İl nüfusunun ilçeler itibariyle dağılımının grafiksel görünümü aşağıdaki gibidir.



b. İl Yönetimi

İl yönetiminin başında Vali bulunmaktadır. Valilik'te 5 Vali Yardımcısı, İl Hukuk İşleri, Özel Kalem, Yazı İşleri, Mahalli İdareler, Basın-Halkla İlişkiler, İl İdare Kurulu ve İl Planlama ve Koordinasyon Müdürlükleri görev yapmaktadır. İlde çok sayıda kamu kuruluşu bulunmaktadır. Bunlar; Bakanlıkların ve merkezi kamu kuruluşlarının bölge ve il müdürlükleri ile şube müdürlükleri düzeyindeki taşra birimleridir. Kamu kuruluşlarının 68’ini belediyeler oluşturmaktadır.

c. Yerel Yönetimler

İlin yerel yönetimleri, İl Özel İdaresi, belediyeler ve köylerdir. İlde; 1 büyükşehir, 16 ilçe ve 46 kasaba belediyesi ve 396 köy bulunmaktadır.

23 Temmuz 2004 tarihinde yürürlüğe giren 5216 sayılı Büyükşehir Belediyeleri Kanunu ile Kayseri Büyükşehir Belediyesi'nin sınırları yeniden düzenlenmiştir. Daha önce 2 metropol ilçeden oluşan Kayseri Büyükşehir Belediyesi, yeni yasa ile 5 ilçe ve 19 alt kademe belediyesinden oluşmaktadır. Belediye ve köylerin ilçelere göre dağılımı aşağıda verilmektedir:




 

Çevrimdışı s.durdu

  • Tecrübeli
  • *
  • İleti: 95
  • Konu Sayısı: 14
  • Karma: 3
BU DA BENİM ŞEHRİM KAYSERİ
« Yanıtla #15 : 02 Şubat 2008, 14:32:59 »
Kayseri'de Turizm  09.08.2007
 
2005 yılı içinde Kayseri'yi ziyaret eden turist sayısı 287.000’dir. Bunların 50.500’ü yabancı, 236.500’Ü yerli turisttir. Turistler genellikle günübirlik gelip gitmektedir. Kayseri’de turistler, genellikle Kapadokya bölgesinde konaklamaktadırlar. Son beş yıl itibariyle İli ziyaret eden yerli ve yabancı turist sayıları aşağıda belirtilmiştir.

YILLAR İTİBARİYLE KAYSERİ İLİNİ ZİYARET EDEN YERLİ VE YABANCI TURİST SAYILARI

YILI
 YERLİ
TURİST
SAYISI
 DEĞİŞİM
ORANI %
 YABANCI
TURİST
SAYISI
 DEĞİŞİM
ORANI %
 TOPLAM
 DEĞİŞİM
ORANI %
 
2000
 80.350
 16
 14.500
 3
 94.850
 14
 
2001
 133.590
 66
 31.243
 115
 164.833
 73
 
2002
 227.517
 70
 46.953
 50
 274.470
 66
 
2003
 198.847
 -12
 35.854
 -24
 234.701
 -14
 
2004
 215 800
 9
 45 500
 35
 261 300
 11
 
2005
 236.500
 9
 50.500 11 287.000
 10
 
2006 (ilk 6 ay)
 113.450
   29.717   143.167
   

Kayserinin ilk beş yıldızlı oteli olan Hilton 2002 yılında hizmete açılmıştır. 469 yatak kapasitesi ile ilin turizmine önemli katkısı olmaktadır. Erciyes Dağındaki Erciyes Grand Eras ve Dedeman Otelleri yılın beş ayında (Aralık, Ocak, Şubat, Mart, Nisan) faaliyet göstermektedir.

İlde turizm işletme belgeli 13 adet konaklama tesisi bulunmaktadır. Bunların yatak kapasitesi toplamı 1.672’dir. 4 adet turizm yatırım belgeli tesisin toplam yatak kapasitesi ise 339’dur. Bu tesislere ait ayrıntılı bilgi EK 11’deki 54 nolu tabloda verilmektedir.

Kayseri’de turistik işletme belgeli; 6 lokanta ve 1 kafeterya ve 35 adet seyahat acentesi faaliyet göstermektedir. Seyahat acentelerinin 18’i A grubu, 1’i A-Geçici, 10’u A grubu şube, 3’ü B grubu, 2’si B grubu şube ve 1’i C grubudur.

Kayseri’deki turizm işletme belgeli tesislerin son beş yıldaki durumu aşağıdaki tabloda belirtilmektedir.

 KAYSERİ’DE TURİZM İŞLETME BELGELİ TESİSLERİN YILLAR İTİBARİYLE DURUMU

YILI
 TURIZM İŞLETME BELGELI TESISLER
 
  Tesis
 Oda
 Yatak
 
2000
 7
 406
 812
 
2001
 7
 406
 812
 
2002
 11
 727
 1.489
 
2003
 13
 818
 1.699
 
2004
 13
 818
 1.672
 
2005
 13
 818
 1.672
 
2006 ilk 6 ay
 13
 818
 1.672
 
 

Çevrimdışı s.durdu

  • Tecrübeli
  • *
  • İleti: 95
  • Konu Sayısı: 14
  • Karma: 3
BU DA BENİM ŞEHRİM KAYSERİ
« Yanıtla #16 : 02 Şubat 2008, 14:34:02 »
KAYSERİ MUTFAĞI 16.08.2007
Kayseri' nin zengin bir mutfak kültürü vardır. Kayseri adıyla adeta özdeşleşmiş olan pastırma ve sucuğun ünü yurtdışına taşmıştır. Nefis yemek çeşitleri arasında mantı' nın özel bir yeri vardır. Günlük sofaraların dışında, ziyafetlerde ve düğünlerde çok özel yemekler hazırlanır. Geleneksel yaşam tarzının sürdürüldüğü dönemlerde, beslenme ve tüketim alışkanlıkları günümüzden farklıydı. Kent yaşamının insanlara sunduğu olanaklar şüphesizki bu alışkanlıkları ve beslenme biçimini değişime uğratmıştır.Ancak Kayseri' nin yöresel yemekleri bu değişimden etkilenmeden geleneksel tad ve lezzetlerle sofraları süslemeye devam etmektedir.

Kayseri mutfağı ağırlıklı olara unlu ve etli besinlerden oluşur. Ünü herkesçe bilinen ve mantı bunların en gözdeleridir. Araştırmalara göre 36 değişik çeşit mantı pişirilmektedir. Bunların arasında en yaygın olanı etli mantıdır. Üzerine sarmısaklı yoğurt ve sumak ekilerek nefis bir yemek halini alır.

Evlerde en çok tüketilen ve halk arasında "aşmakarna " tabir edilen yiyecek türü kesme çorba, erişte ve makarnadan oluşur. Pişirilirken baharatla zenginleştirilen çorba çok lezzetlidir Makarnasıda mantıya benzer yöntemle pişirilir.Unlu yiyeceklerden bir diğeri su böreğidir. Arabaşı ise hem yapılması hemde yenilmesi marifet isteyen bir yemektir. Oldukça fazla biber ve limonlu olarak hazırlanmış olan tavuk etli çorba, belirli bir kıvamda hazırlanmış ve soğutulmuş hamur ile içilir.

Pastırma ve sucuk sofralarda aranan ve sevilen lezzetli ve Kayseriyle özdeşleşmiş gıda maddeleridir. Ünleri Türkiye sınırlarını aşmış Dünyaca bilinmektedirler.

Pehli, sulu köfte, pirinçli köfte saç kebabı, fırınağzı, karın mumbar, yağbari, pöç, kovalama, üzüm yemeği etli ve yumurtalı yemeklerin en ünlüleridir.

Tatlılar ise zengin bir çeşide sahiptir ; Açma baklava, oklava baklava, güllü baklava, kamış baklava, fincan ağzı, nevzine,un helvası, telteli,dut pekmezi, aside, incir dolması Kayseri sofralarını süsleyen tatlılardır
 

Çevrimdışı s.durdu

  • Tecrübeli
  • *
  • İleti: 95
  • Konu Sayısı: 14
  • Karma: 3
BU DA BENİM ŞEHRİM KAYSERİ
« Yanıtla #17 : 02 Şubat 2008, 14:34:24 »
Pastırma / Bastırma 
Pastırmanın adının bastırma olduğu söylenir. Bu isim Hun Türkleri'ne dayanmaktadır. Hun Türkleri sefere çıkarken tuzlanıp güneşte kurutulan etleri, sucuğun bağırsak içinde korunduğu gibi ince bir deri ya da zar içinde atın eğerinin iki yanına bağlar, sarkıtırlarmış. Binicinin bacakları altında sıkışıp kıvama gelen etler uzun süre dayanır, gerektiğinde bir parça kesip bu etten yerlermiş. Bu gelenek yüz yıllar boyunca devam etmiş.

"Etler kemiğinden ayrılır, basdırma olacak kısımlar çıkarılır. Bastırmalık etler bıçakla delinip buralara kaya tuzu yerleştirilip leğenlere istif edilir.
Ertesi gün çıkan su dökülüp etler bir güzel yıkanır. Tuzu iyice temizlenince üst üste dizilir üzerine ağırlık konur ve suyunun çıkması sağlanır. Buna denge koyma denir. (Bu durum "Yekte yavrum yekte, bastırmalar denkte" şeklinde türkülere de girmiştir.) 2-3 gün sonra etler yine yıkanır ve sergilere asılıp güneşte kurutulur. Daha sonra çemene yatırılarak hazır hale gelir.

Pastırma Çeşitleri
Pastırma çeşitleri olarak ise Sırt, kuşgömü, kenar mehle, eğrice, omuz, dilme, şekerpare, kürek, kapak, döş, etek, bacak, ortabez, kavrama, meme, kelle, kanlıbez, arkabas ve tütünlük bunlardan bazıları. Bu çeşitli pastırmalardan sırt öncelikli sırada yer alıyor. Ardından kuşgömü ve sonra da kenar (dilme) geliyor. Sırtın uç kısmı olan tütünlük denilen yerinden yapılanın beylere layık olduğu söyleniyor. Bir hayvandan 1 kilo tütünlük ya çıkıyor ya çıkmıyor... Şekil olarak gösterişsiz olan Kuşgömü tüm pastırmaların tadını taşır; dil ile damak arasında eriyiverir yerken.
 

Çevrimdışı s.durdu

  • Tecrübeli
  • *
  • İleti: 95
  • Konu Sayısı: 14
  • Karma: 3
BU DA BENİM ŞEHRİM KAYSERİ
« Yanıtla #18 : 02 Şubat 2008, 14:34:47 »
Gilaboru Meyvesi 


Kayseri'de yoğun olarak Gesi beldesinde yetişmektedir. Kar topu bitkisi olarak da bilinir.

Gilaboru; 30-40 tanesi top top bir arada olan yeşil mercimek büyüklüğünde üzüm gibi yuvarlak bir meyvedir. Sonbahara doğru kızarmaya başlar. Ekim ayında toplanıp yıkanır ve çömleklere basılır. Su eklenip loş bir yerde muhafaza edilir ve kışın çıkarılarak tanesi yenir.

Suyu sıkılıp içilebilir. Hafif ekşimsi, kendine özgü farklı bir lezzeti olan gilaborunun böbrek hastalıklarına iyi geldiği söylenmektedir
 

Çevrimdışı s.durdu

  • Tecrübeli
  • *
  • İleti: 95
  • Konu Sayısı: 14
  • Karma: 3
BU DA BENİM ŞEHRİM KAYSERİ
« Yanıtla #19 : 02 Şubat 2008, 14:35:48 »
Mantılar 


Özlü undan horantaya göre (aile efradı) biraz tuz atılarak bir bezi (yumruk büyüklüğünde hamur topağı) veya 2 bezi hamur yoğrulur, un özlü değilse 1 yumurta kırılabilir. Hamur yumuşak olmamalı, aksine berk (katı) olmalıdır. Hamur yoğrulup üzerine temiz bir örtü örtülerek 15-20 dakika dinlenmeye bırakılır.

Bu arada hamurun az veya çok olmasına göre ayarlanacak olan mantı eti hazırlanmalıdır. Normal bir bezi hamur için 150- 200 gram et (kıyma) yeterlidir. Eskiden eve gelen parça etin yağsız kısmından mantılık ayrılırdı. Et kütüğünde, önce ince ince kıyılan soğan, üzerine, tuzu ve kırmızı biberi serpilerek satırla iyice ezilinceye kadar dövülür, üzerine eti ilave edilerek, macun haline gelinceye kadar satırla vurmak suretiyle hazırlanırdı. Şimdi yağsız kıyma üzerine soğan, çırpıp (doğrayıp) tuzu biberi atılarak, tahta üzerinde büyükçe bir bıçakla dövmek suretiyle (karıştırılıp bıçağı üstten çabuk çabuk, tıkır tıkır, dikine vurmak) hazırlanır daha sonra da bir tabağa alınır.

Dinlenen hamur, ekmek tahtası veya düz bir yerde oklava ile her tarafı eşit kalınlıkta olmak üzere açılır. Yapışmaması için uğrası (un). atılmalıdır. Hamurun kalınlığı 1 ila 1.2 mm civarında olmalıdır. Hamur açıldıktan sonra üzerine hafif uğra serpilerek oklavaya yeniden sarılır. Oklava bir ucundan çekilerek çıkarılır. 1-15 cm eninde bıçakla kesilip, uzun şerit haline getirilir. Hamur şeritleri sündürülmeden (uzayıp inceltilmeden) üst üste ve biraz yana kaydırılarak, istif edilip bıçakla kare şeklinde kesilir. Pek az yamuk (söbe) kesilirse, doldururken kolaylık sağlanmış olur. Hazırlanan hamur tahtanın bir ucuna çekilir veya bir tepsinin kenarına alınır. Gaysalanmaması (kurumaması) için üzeri örtü ile kapatılır.

Mantının doldurulması beceri isteyen bir iştir. Alışınca kolay olur. Hamurdan tane tane alınır, içine alabildiği kadar (küçük nohut tanesi iriliğinde) hazırlanan etten konularak her iki elin baş ve işaret parmakları arasında uçları birleştirerek, hafifçe yapışmak suretiyle tutturulur. Uçların tam uç uca gelmeden biraz yanlarda kalması gerekmektedir. Bu suretle mantının biraz uzunca (söbe) doldurulması sağlanmış olur. Bazı evlerde hamuru çok küçük kesilerek ufak ufak doldurulur. (Kaşığa 40 mantı sığacak şekilde olduğu söylenirse de biraz mubalağalı olmaktadır).
Bazı evlerde ise biraz daha iri doldurularak (güb güb etli torba yoğurtlu) ağız zevkine göre mantı pişirmek mümkündü. Tabii iri mantının doldurulması hanımlar için daha kolay olacaktır. Mantı doldurulurken hamur ve et parmaklar arasında sıkılıp ezilmemelidir. Mantının doldurulma işlemi tamamlanınca, hemen pişirilmeyecekse, birbirine yapışmaması için, tahtaya veya bir tepsiye mümkün olduğu kadar üst üste gelmeyecek şekilde yayılır ve üzeri bir örtü ile örtülerek, tozlanmasına, kurumasına meydan verilmeden muhafaza edilir.

Pişirilirken mantının miktarına göre münasip bir tencere veya tavaya, kafi miktarda su konulup kaynatılır. Su, süzülüp atılacak kadar çok olmalıdır. Bir miktar tuz atıldıktan sonra kaynayan suya mantı karıştırılarak ve birbirine yapışmasına meydan verilmeden atılır. Mantı kaynarken suyu köpüklenir ve taşar. Bunu önlemek için başında beklemek, kaşıkla suyu savrularak ve ateşi azaltılarak pişirmeye devam etmek gerekmektedir. Aksi halde taşıp ocağı söndüreceği gibi, etrafın da kirlenmesine neden olacaktır. 4-5 dakika kaynayan mantı morluğunu kaybeder ve ağarır (beyazlaşır). Hamur kokusu, un kokusu da kaybolur. Ancak kıvamından fazla kaynatılırsa hamur özünü kaybeder, yumuşar ve dağılmaya başlar. Pişen mantıyı ateşten indirip, bir bardak kadar soğuk su dökülerek (cansuyu) karıştırılır. 10-15 saniye sonra mantı dibe çöker. Suyun fazlası süzülerek (mantı pek az sulu olmalıdır) bir tepsiye alınır.

Ufak bir tavaya mantı miktarına göre yağ konularak (eskiden kuyruk veya tereyağı kullanılırdı) hafifçe duman çıkıncaya kadar ısıtılır. Bir miktarı mantının üzerinde gezdirilir. Bu esnada yanmış yağ su ile temas edince cos-cıs şeklinde ses çıkarmalıdır. Yani bu devreye gelinceye kadar ısıtılmalıdır. Tavadaki yağa önce biraz kırmızı biber atılıp, sonra istenildiği miktarda (yarım kaşık-1 kaşık) salça ilave edilerek karıştırılır. Mantının suyundan 3-4 kaşık ilave edilip yine karıştırılır, mantı üzerinde gezdirilerek, tahta kaşıkla mantı karıştırılır. Salçalı biberli yağın her yere eşit dağılması sağlanır. Üzerine sarımsaklı yoğurt, isteğe göre sumak ekilir.

Eskiden yer sofrası kurulur, ekmek tahtası üzerine tepsi konularak etrafına, kaşık ve ekmek sıralanır, yere oturularak aile reisinin yemeğe başlaması ile yenilirdi. Şimdi ise ayrı ayrı tabaklara servis yapılıp, herkes istediği kadar yoğurt ve sumak ekerek (kaşıkla üzerine gezdirerek) masada yenilmektedir.

Börekaşı (Böraşı)

Aynı hamur ve etten bu sefer hamurun kare kare kesilerek ve eti konduktan sonra, hamurun dört ucu bir araya getirilip, hafifçe uçlarından sıkılmak suretiyle doldurulması halinde börekaşı doldurulmuş olur. Çorba gibi naneli, salçalı ve yağlı olarak pişirilip, üzerine yaz aylarında varsa koruk ekşisi, limon ilave edilerek yenir.

Mantı az çok değişik şekillerle diğer yörelerde de yapılmakta ise de Kayseri mantısı olarak meşhur olan yemek, anlatılan şekilde yapılır. Mantı doldurulurken sokak komşuları birbirine yardım eder. Akşamdan bir tabak (eskiden kalaylı bakır tabaklarla) mantı gönderilmek suretiyle yardım eden komşuya ikram edilirdi. Hele emzikli (çocuk emziren) komşuya, yardım etmemiş olsa bile mutlaka gönderilirdi. Şimdi hala bağ komşuları bu adeti sürdürüyor.

Etli mantının eti hazırlanırken, reyhan çiçeğinin yapraklarından bir kaç tane kıyılıp ete karıştırılırsa çok daha güzel ve kokulu olur. Ancak bunu her mevsimde bulabilmek mümkün olmadığından reyhan genelde yaz aylarında kullanılabilir.

Tepsi Mantısı

Etli mantıda olduğu gibi istenirse 1 yumurta kırılarak hazırlanan hamur tahta üzerinde veya düz bir yerde 1 veya 1.5 mm kalınlığında her tarafı aynı kalınlıkta olmak üzere açılır. Uğrası (unu) az atılmamalıdır. Kıvamına gelince un serpilip oklavaya sarılır (dolanır). Oklava bir tarafından çekilerek çıkarılır. Hamur 2x2 cm. ebadında dilim dilim kesilerek yine kareler elde edilir.

Kesilen kareler bir tepsiye veya tahtanın kenarına alınıp kurumaması için (gaysalanmaması) üzerine hamur örtüsü örtülür. örtünün altından azar azar çıkartılarak, köşelerden bükülmek suretiyle çanak şeklinde doldurulur. Veya ucu bir araya getirilerek sıkılır. Kenarları parmak ucuyla açılarak, 4 gözlü, ufak bir tuzluk biçiminde doldurulup, içine yağ sürülmüş bir tavaya veya bir tepsiye sık sık dizilir.

Tavaya dizilme işlemi tamamlanınca, hafif ateşte, tepsi çevrile çevrile kızartılır. Mantıların arada bir kontrol edilerek yanmaması ve iyice kızarmasına dikkat edilmelidir.

Hamur dinlenirken bir tencereye 1-2 baş soğan ufak ufak doğranır. Biraz yağ ilave edilerek tuz atılır ve pembeleşinceye kadar kızartılır. Üzerine 100-150 gram kıyma konularak, arzuya göre kırmızı biber de ilave edilerek kavrulur. (Eskiden daha önce kavrulup çömleğe basılmış hazır kıyma konurdu). Salçası da konularak azar azar su ilave edilir. (Suyunu iyi ayarlamak gerekir. Zira fazla ya da az olmaması gerekir). Kıyma suda 15-20 dakika pişirilip suyu lezzetlendirilmelidir.

Kızartılan mantılar kaynamakta olan kıymalı suya atılır, tava veya tepsi ocağa konularak kıymalı, soğanlı sıcak su üzerine dökülerek 5-6 dakika pişirilir. Sof raya getirilerek tabaklara servis yapılır. Üstüne sarımsaklı yoğurt ilave edilerek yenilirdi.

Peynir Mantısı (Prov Mantısı)

Tepsi mantısında olduğu gibi hazırlanan hamur 3-4 cm parçalar halinde kesilir. Üzeri hamur örtüsü ile örtülerek gaysalanmasına meydan verilmez.

Hamurun az veya çok olmasına göre 1 ila 2 baş soğan ince ince ve küçük küçük doğranır (çentilir). Üzerine tuz ve arzuya göre acı veya tatlı tuz biberden biraz atılır. 150-200 gram kadar peynir ilave edilerek iyice karıştırılır ve ezilir. Peynir tuzlu ise tuz atılmamalıdır. Soğanlı peynirden fındık kadar veya, hamurun küçük büyük kesilmesine göre uygun miktarda alınarak hamurun ortasına konulur. Köşeli olarak üst üste getirilip, kenarları hafifçe bastırılarak kapatılır. Mantı dolduğunda muska şeklini almalıdır.

Bir tepsinin veya iki kulplu tavanın tabanına 2-3 kaşık yağ konularak her tarafına yayılır. Evde genç kız veya yardımcı biri varsa onlar tarafından doldurulan mantılar bu tavaya sıkca dizilir. Dizme işlemi tamamlanınca orta ateşte kızartılmaya başlanır. Çatal veya bıçağın ucuyla mantılar kaldırılarak kızarıp kızarmadığına bakılmalıdır. Tepsinin her yerindeki mantılar sıra ile ateşin üstüne getirilerek kızartma işlemi tamamlanınca, tava sallanarak mantıların karışması sağlanır. Biraz da öbür tarafları kızartılır, mantıların birbirine yapışmasına meydan verme den, bir tencerede kaynatılan suya dökülerek 5-6 dakika pişirilir. Kaynayan su yarım litre veya bir litre olarak mantı miktarına göre ayarlanmalıdır. Sonradan süzülmeyeceğinden çok fazla olmamalıdır. Başlangıçta az konulursa, duruma göre sonradan kaynar sudan ilave etmek mümkündür. Kaynarken yeteri kadar salça ilave edilir ve tuzu ayarlanarak pişip pişmediği kontrol edildikten sonra sofraya getirilir.

Yağ Mantısı

600 ila 700 gram una bir yumurta kırılır. Tuz, hamur mayası, istenirse 2 ila 3 kaşık yoğurt, 1-2 kaşık zeytinyağı ilave edilerek, mümkün mertebe yumuşak olacak şekilde yoğrulur. Zeytinyağı ilave edildiğinde mantı daha gevrek ve lezzetli olur. Hamurun yumuşaklığı ele ve tahtaya yapışmayacak kıvamda olmalıdır. Hamurun üzeri iyice kapatılarak ekşimesi için ılık bir yere bırakılıp 2-3 saat kadar kabarıncaya kadar dinlendirilir.

Mantı kıymasının hazırlanması:

200 ila 230 gram çifte çekilmiş kıyma, üzerine tuz, kırmızı biber ilave edilir. Bir demet maydanoz ayıklanıp çok ince kıyıldıktan sonra kıyma ile iyice karıştırılır.

Mantının yapılması (Doldurulması)

Düz ekmek tahtası, masa veya mutfak fayansı üzerine bolca un (uğra) serpilerek, kıvamını bulmuş hamurun tamamı üzerine yayılır. Elle düzgün hale getirilirken, üstüne de bol uğra serpmelidir. Hamur bir oklava veya merdane ile 3 mm kadar kalınlıkta düzgün olarak açılır. Hamur ele veya tahtaya yapışmamalıdır. Hamur 7-8 cm kare olacak şekilde bıçakla parçalara ayrılır. Ortasına kıyma konulur. Kıyma en az fındık iriliğinde olmalıdır. Hepsinin kıyması konulduktan sonra, artarsa paylaştırılır. Bu arada hamur hafif kabarmaya başlayacaktır. Kıymalı hamurdan bir parça sol ele alınır, sağ elle hamurun kenarlarından, kıymanın tepesine doğru sündürülerek birleştirilir. 7-8 defa bu işlem tekrarlanarak kıymanın üstü kapatılır. Ancak bu işlem düzgün ve açmış bir gül görüntüsü verecek şekilde yapılmalıdır. Kuş gözü kadar ufak bir açıklık bırakılırsa, kızartırken içinin de iyi pişmesi. için uygun olur. Mantılar doldurulduktan sonra kızartılacaktır. Bunun için de derince bir kaba 3 cm yüksekliği olacak şekilde sıvı yağ konulmalıdır. (Zeytinyağı-Ayçiçek yağı-Mısırözü yağı). Kap 6-7 mantıyı alabilecek büyüklükte olmalıdır. Daha geniş olursa fazla yağ kullanılması gerektiği gibi, kızartma işi de güçleşebilir.

Mantının kızartılacağı tava veya küçük bir tencere, yanmakta olan ocağa konur. Mantı kızartılmak üzere atılmadan önce yağ iyice ısınmalıdır. Hafifçe buharlaşmaya başlayınca 6-7 mantı tavaya konur. Kenarlarında yer varsa 1-2 tane daha ilave edilebilir. Ateşin harareti mantıyı çabuk kavurup, yakacak kadar çok olmayacağı gibi, hamurun uzun müddet yağda kalıp, kurumasına, içinin hamur olmasına da meydan vermeyecek kadar az olmamalıdır. Eğer uygun ve kıvamında mayalanmışsa, yağa atılan mantılar hemen kabaracak ve 2-3 misli büyüyecektir. Tencereye yağı, mantılar yağdan yüksekte durabilecek seviyede konulmalıdır. Ters çevirerek yeteri kadar kızartılan mantı, ağzı kapaklı bir tencerede biriktirilir. Bu suretle kendi buharıyla yumuşaması sağlanmış olur.

Mantıların hepsi kızartılıp tencereye alındıktan sonra, ufak bir kaba iki kaşık kadar salça konulur. Biraz zeytinyağı veya mantının kızartıldığı yağdan ilave edilerek ateşte 2-3 dakika bir fincan kadar su ile birlikte pişirilerek salçası ha zırlanır. İstenirse salçaya su ilave etmeden önce, birazda kırmızı biber katılabilir.

Tabaklara alınan mantılar, üzerine daha önceden hazırlanmış olan sarımsaklı yoğurt ve salça ekilerek (kaşıkla üzerine gezdirilerek ilave edilmesi) servis yapılır.
 



Çevrimdışı s.durdu

  • Tecrübeli
  • *
  • İleti: 95
  • Konu Sayısı: 14
  • Karma: 3
BU DA BENİM ŞEHRİM KAYSERİ
« Yanıtla #20 : 02 Şubat 2008, 14:36:09 »
Hamur Yemekleri
Ekmek Kayseri sofrasında ekmek baş köşeyi işgal etmekte ve çok tüketilmektedir. Ekmek eskiden evde yapılır ve ekmek satın almak ayıp sayılırdı. Memuriyet, askerlik gibi sebeplerle Kayseri’de bulunanlar fırın ekmeği (somun) yerlerdi. Fırın Ekmeği Her mahallede bir fırın bulunurdu. Çoğu kez mescitle birlikte yapılır ve mahallenin malı sayılırdı. Fırıncılar nesilden nesile buralarda mahallenin ihtiyaçlarını karşılarlardı. Akşam hamur ilanine (leğen) yeteri kadar un konulup, tuzu mayası (maya, mayalı hamurdan maya kabına bir miktar konularak normal sıcaklıkta muhafaza edilmesiyle elde edilirdi) suyu ilave edildikten sonra orta sertlikte yoğrulması ile ekmek hamuru yapılır, üstü temiz bir örtü ile örtülerek, hava soğuksa iyice kapatılarak ekşimeye bırakılırdı. Hanımlar, tecrübe ile sabah namazı vaktine kadar kıvamında ekşiyecek şekilde ayarlarlardı.

Evin erkeği (herifi) veya (deli kanlısı) oğlu sabah erkenden içi hamur dolu leğeni omuzuna alıp fırına götürürdü. Hamur orada sıraya girer ve sırası gelen, kalınca uzun pide şeklinde pişirilip soğumak üzere tereğe dizilir soğuyunca fırında çalışan çırak (şeet) tarafından evlere götürülürdü. Şeede ekmeğin baş tarafından koparılarak bahşiş olarak verilirdi. İstenirse, ustaya söylenerek ince bir “çörek” pide attırılır sabah kahvaltısında yenilirdi. Evde ekmek, ekmek kazanına doldurularak üstü örtülür ve 3-4 gün evin ihtiyacını karşılardı. Bazlama

Bağlarda fırın olmadığından ekmek evde pişirilirdi. Hamur ekşiyince özel olarak evin dışında yan tarafında yapılan geniş bir ocağa ekmek sacı konur, altına gazel, ot, kağıt parçaları atılarak yakılırdı. Saç ısınınca, tahta üzerinde yumruk büyüklüğündeki hamurlar yuvarlak şekilde ve 5-6 mm kalınlığında oklava ile açılır, sonra saç üzerine konularak, sık sık çevirip ters yüz ederek pişirilirdi. İstenirse hamurdan biraz artırılıp, peynirli, hakırdaklı v.s, yapılırdı. Ufak ufak pişirilen çörekler, çocukları çok sevindirirdi. Taze bazlamadan (sıcak sıcak) birer tane yakın komşulara vermek adetti.

Ekmek pişirilirken bilhassa ilk pişirilen bazlamalar, sacın aşırı sıcak olması nedeniyle yanabilirdi. Sonra ayarlanır ve ekmeğin düzgün pişmesi sağlanırdı.

"Er (herif, evin erkeği) düzeldi ömür bitti, sac düzeldi hamur bitti” deyimi bunun için söylenirdi.

Tandır Ekmeği

Eski evlerden bazılarında kalın duvara gömülü ocaklık içerisin de diğer ocakların yanında 30-40 santim çapında ve 50-60 santim derinliğinde tandır ocakları yapılırdı. Kenarları taş veya tuğla ile örülü olup, üstü ateş toprağı ile muntazam şekilde sıvanır, en altta hava alması için yeteri kadar genişlikte delik bırakılırdı.

Civar köylerde ise tandır toprak içine eşilerek yapılır ve yan tarafından hava deliği (künk) yapılarak ocağın oksijen alması sağlanırdı. Tandır ekmeğinin pişmesi çok beceri isteyen bir işti. Yıllardan beri Kayseri’de tandır ekmeği pişirilmediği gibi, köylerde de pek azalmış, marifetli usta hanımlar kalmamıştır.

Hamuru aynen bazlama hamuru gibi yoğrulur, ekşiyip kıvamına gelinceye kadar tandır yakılarak iyice ısıtılırdı.

Yakacak olarak çalı-çırpı, odun parçası, ot-çöp, hatta samanla karıştırılmış koyun-keçi gıgısı (dışkı) dahi kullanılırdı. Tandır yanmakta iken üzerine uzatılan yassı demirler (hecirget) üzerine su kazanı konularak su ısıtıldığı gibi, ihtiyaca göre yemek tencereleri konularak bir veya bir kaç çeşit yemek de pişirilirdi.

Tandırın üzerindeki kaplar alındıktan sonra kontrol edilir, ateş fazla ise üzeri küllenir ve istenilen sıcaklık elde edilince, hamur bazlama gibi açılarak ortasından ikiye bölünür, elle düzeltilip, bir yüzü su ile ıslatılarak (yapışması için) ıslak yüzü tandırın duvarına yapıştırılırdı.’Tandır dolunca üzeri kapatılarak ekmeğin pişmesi beklenirdi. Eğer kaza ile hamur ateşin üzeri ne düşmüş ise öyle bırakılır (küt düştü) sonra diğerleriyle birlikte alınır, külü temizlenirdi.
Artan hamur ikinci defa tandıra konur, ateş azalmışsa bir sapa (kösseği) ile külü karıştırılarak ateşin artması (gıjgırması) sağlanırdı.

Yufka

Yufka, daha çok Ramazan’dan bir kaç gün önce pişirilerek üst üste istif edilir ve sahurda yufka böreği için hazırlanmış olurdu.

Normal ekmeklik hamur, yumruk büyüklüğünde beziler alınarak biriktirilir ve 1 mm kadar kalınlıkta yufkalar  açılarak, oklavanın üstünde, kıvamında ısıtılmış sac üzerine serilerek ve eğri ağaç denilen ince özel bir tahta parçası ile ters yüz edilip, icabında pişmemiş olan kenar kısımları sacın sıcak yerine, ortasına getirilerek benek benek pişmesi sağlanırdı.

Sıcak yufkanın içerisine özellikle çömlek peyniri konularak dürüm yapılır ve iştahla yenilirdi.
 

Çevrimdışı s.durdu

  • Tecrübeli
  • *
  • İleti: 95
  • Konu Sayısı: 14
  • Karma: 3
BU DA BENİM ŞEHRİM KAYSERİ
« Yanıtla #21 : 02 Şubat 2008, 14:36:35 »
Kayseri Mutfak Eşyası 
Kap, Kacak

Eskiden naylondan imal edilmiş mutfak malzemesi yoktu. Porselen çeşitleri de pek nadir olarak ve daha çok zengin evlerinde bulunurdu. Her evde dövme bakırdan yapılmış, bu gün artık antikalaşan kaplar, tabaklar vardı.
Bakırcılık ayrı bir sanat ve beceri isteyen zor bir işti. İlk olarak bakır, atölyelerde dökümhaneler de, işe göre tabakalar haline getirilir, daha sonra bakırcı ustaları tarafından kullanılarak bakır eşyalar imal edilirdi.

Dökümhanelerde özel olarak yapılmış ocaklarda bakır madeni eritilir, büyüklü küçüklü özel kalıplara doldurularak 10-20 cm çapında ve 1, 2, 3 cm. kalınlığında yuvarlak bakır tabakalar elde edilirdi. Ocakda meşe kömürü, kök kömürü yakılır, genç çırak, sağlam kereste ve deriden imal edilen, çerkez mızıkası gibi açılıp kapanan “körük” adı verilen aletle, ocağa ihtiyaç nispetinde hava verir (üfürür), hararetin bakırın ergime noktasına kadar çıkmasını sağlarlardı. Yeteri kadar bakır tabakaları hazırladıktan sonra, bunları döverek ince levhalar haline getirirlerdi. Bu sefer ocağa birer ikişer tabaka bakır konur, bunlar erimeden kırmızı kor haline gelinceye kadar ısıtılırdı. Ustalar özel yapılmış bir, birbuçuk metre uzunluğunda, makas gibi açılıp kapanan ve maşa vazifesi yapan (Avutlu kıskaç, düz kıskaç denilen) aletlerle bu levhaları alır, büyük bir örs (demir-çelikten yapılmış, bakır levhaların üzerine konulup dövüldüğü araç) üzerine alınıp sağ ve sol elde bulunan kısaçlarla tutularak, 4- 5 kalfanın, tek taraflı balyoza benzeyen bir buçuk, iki kilo ağırlığında çekiç adı verilen aletlerle bu tabakalar dövülür, çapı büyültülerek, istenilen inceliğe getirilmesi sağlanırdı.

Kalfalar büyük bir ustalıkla, bir metre kadar uzunlukta sapı olan çekiçlerini aşağıdan arkaya doğru savurup yukarıda daire çizerek muntazam aralıklarla ve arkadaşlarının çekiçlerine temas etmeden (tak, tak, tak sesleri) bakır levhaya vururlar, bu işlem defalarca tekrarlanırdı. Elde edilen bakır levhaların kenarları büyük bir makasla kesilerek düzeltilir, bakırcılara gönderilirdi. Bu levhalara ‘taban” adı verilirdi.

Bu atölyelerden bir tanesi Düvenönü’nden Katıroğlu Camii’ne doğru gelirken solda idi.

Dökümhanelerde elde edilen levhalar her işte ve eşyanın her yerinde kullanılmaz, İngiltere’den ithal edilen 100x200 cm ebadın da 1, 2, 3 mm kalınlığındaki saç levhalarla birlikte kullanılarak imalat yapılırdı.

Bakırcılar Çarşısı, Kazancılar Caddesi’nin odalarına doğru, kale surlarından 30-40 metre kadar mesafede, Kapalıçarşı girişinde idi. Burada 20-25 dükkan vardı.

Bunlar da diğer sanatkarlar gibi, Osman Kavuncunun Belediye Başkanlığı döneminde 1966 yılının Ekim ayında "Eski Sanayi"ye toplu olarak nakledilmişler ve sanatlarını orada sürdürmüşlerdir..

Ailelerin zenginliği, aile nüfusunun az ve çok olmasına göre (horanta) kap kacak adedinin çeşidi değişirdi. Yemek yenilmesinde ve yemek servisinde kullanılan kaplar şunlardı:

Bebesaan, saan, çıtçıdı, tırtıklı saan, kapaklı saan, kapaklı, langari, kapaklı langari, kevgir, kepçe, çömçe, kayık saan, kayık langari, boy boy tepsi, sini, kazan, küçük leğen (ilançe), hamur ilani (hamur karmada kullanılan leğen), şirilani (pekmez yapılırken, şıranın kaynatildığı leğen) bulunurdu. Su kabı olarak ibrik (ıprık) güğüm yapılır, abdest alınırken kullanılan küçük abdest ilani, çamaşır yıkamada kullanılan çamaşır ilani olurdu. Daha çok çamaşır yıkarken veya pekmez kaynatırken kullanılan 30-40 cm sapı bulunan saplı taslar;
1,5-2 litre su alacak şekil de yapılır, kuplu bardaklar (maşdafa) maya kabı gibi ufak kaplar da yapılırdı.
Küçük kapların içi ve dışı kalayla kaplanır (kalaylanır) büyük kapların ise sadece iç kısmı kalaylanırdı. Bakır zamanla oksitlenip (Bakırsülfat) zehirli madde oluşturduğundan (bakır çalığı- cengar çalığı) kalaylanmamış kablara konulan yemekler zehirlenirdi.

Ağaç ve Tahtadan Yapılmış Malzemeler ve Diğerleri
 

Bunlardan ekmek tahtası, hamur tahtası, yerden 25-30 cm. yüksekliği olan, eğilmemesi düzlüğünü muhafaza edebilmesi için iyi kurutulmuş sağlam tahtadan yapılan, masaya benzeyen 50-100 cm çapında, daire şeklinde yapılırdı. Kalınlığı 1-15 cm olup, uzunlamasına konulan iki tahta ayak üzerine oturtulurdu Hamur açmak için çeşitli uzunluk ve kalınlıkta (bir kalem gibi) düzgün oklavalar kullanılırdı.

Et kütüğü ise çürüğü olmayan, tercihen meşe ağacından kesilmiş, 30-40 cm yüksekliğinde, 30-35 cm çapında düzgün ve çatlamadan kurutulan ağaçlardı.

Et dövmek için tahta veya demir saplı çelikten yapılmış satırlar bulunurdu. Boy boy bıçak alınırdı. Eskiden fabrikasyon bıçak olmayıp “bıçakçı” adı verilen ustalar tarafından imal edilirdi.

Demir kaşık ve çatal kullanılması yaygınlaşmaya başlamış ve eskiden kullanılan tahta kaşıklar yavaş yavaş ortadan çekilmiştir. Tahta kaşık daha çok Konyadan gelirdi. Ve armut ağacından yapılan kaşık makbul sayılırdı.

Bazı evlerde 50-50 cm boyunda, tabanı 25 ila 30 santim eninde yukarı doğru genişleyen tahtadan yapılmış çaman teknesi bulunurdu. Bastırma bunun içinde çamana (çemen) yatırılırdı. Her evde daha çok bağda kullanılan çeşitli büyüklükte yapılmış ekmek sacı bulunurdu. 2-3 mm’lik saçdan, ortalama 50- cm çapında daire şeklinde ve büyük bir kürenin kesiti gibi bombeli olarak yapılır, yufka, şebit, bazlama, katmer gibi yiyecekler üzerinde pişirilirdi.

Topraktan imar edilmiş su testisi (küçük su testisi-gırmıçça), çanaklar, boy boy peynir çömleği, salça çömleği, kıyma çömleği, reçel çömleği ve turşu küpü, gilaburu küpü, su küpü, pekmez küpü, havuç küpü gibi bilhassa Avanos’tan imal edilen malzemelerle, kaplar kullanılırdı.

Camii-Kebir civarında bulunan çıkrıkçıların imal ettiği tahta tuzluklar iki göz olup, bir gözüne tuz, bir gözüne kırmızı biber konulurdu. Üstünde, sürgü görevi yapan tahtadan bir kapağı olur, bazıları tutabilmek için, ortadan saplı yapılırdı. Yine buralarda, dibi yuvarlak geniş bir bardağa benzeyen tahtadan sarımsak döveci yapılır, uygun büyüklükteki ağaç sapıyla çerisine konulan sarımsak, tuz atılarak ezilirdi.

Sarımsak dövecinin 30-40 cm yüksekliğinde sağlam ağaçtan (umumiyetle ceviz ağacından) işlemeli ve süslü olarak yapılanına dübek denilir, döveci demirden yapılırdı. Bunlar da istenildiği kadar incelikte kahve dövülürdü. Sarımsak dövecine benzeyen bakır ve pirinç alaşımından yapılmış olanına havan denilir, bunda da daha sert yiyecekler ezilirdi. Kahve kavurmak için sacdan yapılmış, ufak bir tavayı andıran kahve tavası, kavrulmuş kahve tanelerini öğütmek için de ufak el değirmenleri olurdu. Yufka pişirilirken kullanılan ince uzun tahtaya eğri-ağaç denilirdi.

15-20 cm yükseklikte 1 cm kalınlıkta, bir çember gibi bükülerek uçları birleştirilen tahta kenarların (kasnak) tabanına ince bağırsak ipliğinden 3-4 mm çapında göz göz örülmüş parça geçirilerek yapılan (gozellerde) buğday fasulya gibi iri taneli ürünler elenir ve temizlenirdi. Bunun ince ufak gözenekli olanına “kalbur” denilir, daha küçük ve telden, çok ince gözenekli alanına ince elek, tel örgüsü biraz daha kalın gözenekli olanına un eleği denilir, ihtiyaca göre un elenirken bunlar kullanılırdı.
 



Çevrimdışı DeMiR

  • Allah'ın Adamı
  • Patron Admin
  • *
  • İleti: 3492
  • Konu Sayısı: 986
  • Karma: 1149
  • En Büyük İbadet Zikirdir
    • Herseysizinicin.com | Türkiyenin İslami Platformu
BU DA BENİM ŞEHRİM KAYSERİ
« Yanıtla #22 : 02 Şubat 2008, 15:37:36 »
durdu abi aro ama bazı bilgilerde problem var galiba bide resim yokmu abiciğim inş.
Yunus der ki Ey hoca
Gerekse var bin Hacca
Hepisinden iyice
Bir gönüle girmektir

Çevrimdışı s.durdu

  • Tecrübeli
  • *
  • İleti: 95
  • Konu Sayısı: 14
  • Karma: 3
BU DA BENİM ŞEHRİM KAYSERİ
« Yanıtla #23 : 02 Şubat 2008, 16:13:42 »

Çevrimdışı s.durdu

  • Tecrübeli
  • *
  • İleti: 95
  • Konu Sayısı: 14
  • Karma: 3
BU DA BENİM ŞEHRİM KAYSERİ
« Yanıtla #24 : 02 Şubat 2008, 16:23:57 »



Herseysizinicin.com - Etiketler
BU DA BENİM ŞEHRİM KAYSERİ

 


^ Yukarıya Git